DERTLEŞMEK

Düşünüyorum da güzel Türkçemizde ne güzel bir kelime var: Dertleşmek. Bugün bu kelime üzerine konuşmaya ne dersin?

Şu sıralar okuduğum kitaplarda veya izlediğim dizilerde sıklıkla rastladığım dikkatimi çeken bir konu var.

İnsanlar bir sorunları olduğunda bunu nasıl atlatacağı bilmiyor. İnsanlar yaşadıkları sorunlar hakkında ne yapacakları konusunda geçmişteki insanlara göre daha tecrübesiz görünüyorlar. Yani neslimiz ilerledikçe ne yapacağımızı bilemez halde buluyoruz kendimizi.

Bende çoğu zaman hangi durumlarda nasıl davranacağımı bilemiyorum. Çocukken bunu bilmemek çok doğal geliyor. Çünkü ‘ne yaşadım ki bileyim’ diyebiliyor insan. Ama yaşımız ilerledikçe, tecrübelerimiz arttıkça beklentilerimizde yükseliyor. Her şeyi bilebilirmişiz gibi geliyor. Fakat büyüdükçe öğreniyoruz ki öyle olmuyor.

Yaşımızın ilerlemesi, hayat deneyimlerimizin artması bizi bilge yapmıyor. Hayatta o kadar çok şey varken ve o kadar çok bilgi varken bizim her şeyi bilmemiz mümkün değil. Yine de böyle bir ihtimali hayal etmek bizi iyi hissettiriyor. Yüce ve güç sahibi hissedip,her şeyi bilince her şeyi yoluna koyacağımızı ve kaygılarımızın biteceğini düşünüyoruz.

Günlük hayatımızda yaşadığımız olaylar bizim davranışlarımızı etkiliyor. Örneğin sevgilisinden ayrılan birisi asosyalleştiği bir dönem olarak yaşayabiliyor. Ya da yeni taşınan birisi bir süre yeni evinde vakit geçirerek alışmaya çalışıyor. İş arkadaşı değişen birisi tüm işlere yetişebilmek için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalabiliyor.

Hayatımızda olan bu değişimler bizi de değiştirip dönüştürüyor. Fakat bazı durumlar var ki duygularımızı yönetmek pek de kolay olmuyor. Ne yapacağımızı bilmemekten de öte duygularımızla ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Yine ayrılmış birinden bahsedelim. Çok sevdiği ve evlilik aşamasına geldiği bir birliktelikten ayrılan kişi maddi olarak ne yapacağını değil de manevi olarak ne yapacağını bilemiyor. Yaşadığı duyguları belki ilk defa yaşıyor, belki duygularını tanımlayamıyor, belki karmakarışık hissediyor. Sonuç olarak içinde çözümlenemeyen bazı şeyler var. Ayrılığı kabul mü etmeliydi, ayrılmaları kendisi ve sevdiği kişi için en iyisi miydi, tekrar konuşsa bir şeyler düzelir mi, özlediğinde arayabilir mi, arkadaş kalmayı teklif etmeli miydi? Ya da yaşadığı acı hiç geçmeyecek mi, zamanla iyi olmayacağına dair karamsarlığa mı düşecek, bu süreç ne kadar sürecek, ne zaman iyi hissedecek, bir daha iyi hissedebilecek mi, bir daha sevebilecek mi… Bu sorulara ilişkide yaşanan sorunların getirdiği içsel sorunları da ekleyerek çoğaltabiliriz. Örneğin aldatılmışsanız bir daha birine güvenebilecek miyim diye endişe duyabiliyor insan.

İşte bunun gibi süreçlerde yani hayatta yaşadığımız değişimlerde ki manevi (içsel) süreçlerde insan konuşabilecek birini arıyor. Bu noktada da karşısına başka bir insan çıkıyor (ya da arayıp buluyor).

Yukarıda bahsettiğim gibi okuduğum kitaplar veya dizilerde şu cümle sıklıkla kullanılıyor: “Biliyorum bu doğru değil ama senin sorunlarını dinlemek beni rahatlatıyor.” Burada bahsettikleri şey aslında bizim kültürümüzde yeri olan bir rutin. Biz buna dertleşmek diyoruz.

Yabancıların kendini rahatlatmak için başkalarının dertlerini dinlemek gibi bir uğraşları yok. En fazla düşünceli biriyle karşılaştıklarında o kişi kendi yaşadığı en kötü senaryoyu anlatarak karşı tarafı rahatlatmaya çalışır.

Fark ettim ki biz dertleşerek aslında bunu yapıyoruz. Kendi dertlerimizi başkasına anlatıyoruz başkası da kendi dertlerini bize anlatıyor. Orada paylaşılan şey acı. Bunu fazlasıyla içselleştirmişiz. O kadar içselleştirmişiz ve o kadar rutinimiz olmuş ki o yazıları okurken veya dizileri izlerken bile bunu fark etmiyoruz. Bende fark etmemiştim. Ta ki bir sorununu arkadaşım benimle paylaşana kadar. Gerçekten orada gerçekleşen bir rutin var.

Dertleşip, depresifleşip- belki bu arabeks dinlenen bir geceye bile dönüşse- sonrasında gırgır şamataya bağlanan muhabbet ritüeli gibi bir şey. Kızlar bunu aralarında erkeklere göre daha sık yapıyor sanırım. ‘Yaa bugün yine neler oldu inanamazsın’ ile başlayan cümle, üzüntüden mutluluğa her duyguyu içinde barındırabilir. Ya da ‘ ya bizim dertleşme zamanımız gelmiş en kısa zamanda buluşalım’ demek sıkıntıların konuşulacağı ama tüm dertlerin ortaya dökülüp sonunda belki eller havada şarkıya şık şık diyen el şıklatmaların eşlik ettiği bir buluşmaya dönüşebilir.

Yabancıların hissettiği o rahatlamanın yanında aslında bir de suçluluk hissi vardır. Başkasının derdinin kendini rahatlattığını bilmek bir nokta da kendi karanlığını görmek de demek. Bu yüzden belki rahatlasa da bu rahatlamanın peşinden bir burukluk da geliyordur.

Bu yüzden diyorum ki iyiki varsın dertleşmek. Bugün gerçekten ne kadar değerli bir kültürel miras olduğunu, ne kadar değerli bir değer, rutin olduğunu anladım.

Hayatta her günümüz güzel geçmiyor. Mutluluklar kadar üzüntüler de var. Tatlılar kadar acı da var. Yine de bu duyguları paylaşabileceğiniz birilerinin hayatınızda hep olması dileğiyle hoşça kalın.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın