NAZİK İNSAN 1

Gözlerim; elimde, bitirdiğim kitabın üzerinde dolaşıyor. İçimde yeni kitap alacak olmamın heyecanı var. Otobüsten ineceğim durak yaklaşırken bende heyecanımla birlikte kapıya doğru ilerledim. Otobüs durdu. Tam inerken yüzüme sıcaklık vurdu. Yaz aylarını seviyor olsam da bu yüzüme vuran sıcaklık hoşuma gitmiyor. Kafamın üzerine koyduğum gözlüğü takıp kütüphaneye doğru adımlamaya başladım.

Kapıdan içeri girdiğimde merdiven çıkmaktan nefes nefese kalmış halde birkaç saniye durdum. Ben mi yorulmuştum, sıcak mı yormuştu? Yoksa çok mu hızlı çıkmıştım merdivenleri? Ne çok kapı varmış diye içimden geçirerek nefes nefese kalmış halde son kapıdan da içeriye girdim.

Bir masa bulup oturdum. Kütüphanede beklediğimden daha az kişi vardı. Normalde sınava hazırlanan öğrencileri sürekli olarak görürdüm ama bugün çok az kişi vardı. Aklıma sınavın çoktan bitmiş olduğu geldi. Demek öğrenciler bu yüzden gelmemişlerdi.

Cebimden telefonu çıkardım ve alacağım kitabı sitede arattım. Hangi tarafa gitmem gerekiyordu, sağa mı? Gittim. Rafta kitabın numarasına göre arama yaptım ama bulamadım. Bir okuyucunun alıp almadığını kontrol etmediğimi hatırlayıp tekrar telefonumdan kitabı arattım.

Alacağım kitabın ismi Felsefe Yapma Sanatı’ydı. Benim için Bertrand Russell ile ilk tanışma olacaktı. Daha öncesinde duyduğum, bildiğim bir filozoftu. Fakat hiç kitabını okumamıştım. Sade bir dille yazılmış olduğunu duyduğumda kitabı hemen okumak istedim.

Kitabı bulamayıp görevliden yardım istedim. Kitabın ismini sordu bana. Sistemden taratacağını söyledi. Söyledim ve aramaya başladı. Ayakkabılarımın gıcırtısı beni inanılmaz derece de geriyor. Her ayak hareketimde gıcır gıcır sesler çıkartıyor. İnsanları rahatsız ediyor olmaktan dolayı utanıyorum. Eğer onların yerinde olsaydım muhtemelen içimden çok kızardım. Sonuçta ayakkabımla kendilerini kaptırmış oldukları Matematik sorularından ya da çalıştıkları bir Türkçe konusundan dikkatleri kendi üzerime çekiyordum. Ki normalde zaten hiç hoşnut olmadığım bir durumdu. Tamamen sessiz bir ortamda ses çıkaran tek kişi bendim ve sessiz olmamın hiçbir yolu yoktu. Bu yüzden insanların bana bakıyor olma ihtimali de eklenince daha da gerildim.

Ben bunları düşünürken görevli hala kitabı arıyordu. Sistemin ne kadar yavaş olduğuyla ilgili içsel bir yakınma başlatacaktım ki görevli; kitap depodaymış, dedi.

Görevliye eee dercesine baktım. Alamayacak mıydım yani kitabı. Onca yolu boşuna gelmiş olamazdım herhalde. Üstelik de bu sıcakta, üstelikte benzin fiyatlarının artması ile ödediğim bir sürü otobüs parasına rağmen elim boş mu dönmek zorunda kalacaktım?

‘Alamayacak mıyım?’ diye sordum ve sorumun karşılığında bir ‘maalesef’ cevabı aldım. Üzüldüm. Yalvaran gözlerle ‘rica etsem’ dedim. Görevli;

“Maalesef ki diğer görevli arkadaşım işten çıktı. Saat beşten sonra tek çalıştığım için depoya inemem” dedi.

“Alabilmemin hiç mi yolu yok?”

Sorumun karşılığında aldığım cevap hayır diyen bir yüz ifadesiydi. Belli ki o da üzülmüştü ama depoya inemeyeceğini söylüyordu. Gerçekten üzülmüş müydü? Mimiklerinde gördüğüm o üzgün ifade gerçek miydi, sahte miydi?

“Yarın sabah gelirseniz eğer kitabı verebilirim” dedi. Benim gitmediğimi görünce. Bende;

“Birkaç hafta gelemeyeceğim eğer alamazsam kitapsız kalacağım. Sizden son kez rica etsem kitabı alamaz mıyım acaba?”

Görevli gözlerime baktı. Biraz düşündü. Yüz ifadesinde bir değişim olmadı. Hala ‘maalesef’ diyen gözlerle bana bakıyordu. Sonra bilgisayarda birkaç işlem yaptı ardından;

“Normalde burayı boş bırakmamam gerekiyor fakat sizin için bir istisna yapacağım. Burada bekleyin” dedi.

Bunu duyar duymaz engel olamadığım bir gülümsemeyle birlikte ‘tabi’ dedim. Görevli yerinden yavaşça kalktı, masanın kenarından geçti ve kapıdan çıktı. Bende arkasından sevinçle baktım. Ayakkabılarımın gıcırtısı yüzünden kısıtlı hareket etme imkanıyla beklemeye başladım.

Nadir rastlanır bir şeyle karşılaşıyordum. Bana bu iyiliği yapacak kaç kişi vardır ki dünyada. Ya da bir iyilik yapacak kaç kişi vardır. Bunu söylerken kendimi yaşlı gibi hissediyorum (yaşım gerçekten küçük daha çok gencim ben 😊 ) ama eskiye göre yardım eden insanların sayısı büyük oranda azalmış gibi geliyor bana. Artık daha az kişi otobüste yer veriyor büyüklerine, daha az kişi birinin ağır çantalarını taşımayı teklif ediyor, daha az kişi evinize kadar sizi arabasıyla bırakmayı teklif ediyor, daha az kişi çarptığında pardon diyor…

Merdivenleri çıkan bir ayak sesi duydum ve hemen kapıya baktım. Gelen görevliydi. Elinde incecik kitapla ve bana tebessümle bakarak masasına oturdu. Kimliğimi istedi benden. Çantamı açıp kimliğimi çıkartıp uzattım.

Benden her kimlik istendiğinde aklıma eskiler geliyor. Bunu söylerken kendimi yine yaşlı gibi hissediyorum ama gerçekten ben çok gencim. Henüz otuzlarıma bile gelmedim daha. Bunu söyledim diye de sakın 29 sanmayın. Yirmilerimin daha ortasındayım ben 😊. Ortaokul, liseye giderken ben, kütüphanelerde dijital sistem yoktu henüz. Kayıtlar tek tek elle yapılırdı. Eğer sürekli bir okuyucu değilseniz muhtemelen her gelişinde yeni bir kayıt açılırdı. Zaten kayıtlar sürekli yenilirdi ama uzun zaman aralıkları ile kütüphaneye uğruyorsanız kaydınızı bulmak zor olabiliyordu. Kitapların kapaklarının arkasındaki liste teslim edilecek son günün değil de alan kişinin adı, aldığı gün ve verdiği gün yazardı. O zamanlar sizden önce kitabı kimin aldığını, ne zaman okuduğunu her şeyi görebiliyordunuz. Şimdi ise göremiyorsunuz. Bazı okuduğum nadir kitaplarda benden önce kitabı almış birisi varsa eğer son teslim tarihini görerek anlayabiliyorum. Merak ediyorum kim diye? Neden bu kitabı almış diye? Belki okuduğumuz başka ortak kitaplar vardır deyip her okuduğum kitapta ismini arayamıyorum artık. Kim hangi kitabı okumuş bilmeden anonimleşmiş halde bir başkasının okuduğu kitabı alıp çıkıyoruz. .Bir gün merak ettiğiniz o insanla kütüphanede karşılaşsanız bile asla bilemeyeceksiniz. Kütüphaneci sen kimsin diye sormayacak, sadece kimliğinizi isteyecek. Sizde kitap sohbeti yapabileceğiniz arkadaşınızı asla bulamadan çıkıp gideceksiniz.

İşlemleri bitirip kitabı ve kimlik kartımı uzatan görevliye minnet dolu gözlerle ‘size de zahmet verdim ama çok çok teşekkür ederim’ dedim ve aldığım kitaplarla birlikte dışarı çıktım.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın