Herkesin diline pelesenk olmuş şu iç ses konusunu bu yazımda masaya yatırmak istiyorum.
İnsanlar sürekli birbirlerine ‘kalbinin sesini dinle, iç sesini dinle, için sana ne fısıldıyorsa onu dinle’ şeklinde kalıplaşmış ve bolca çeşitlendirilmiş cümleler söylüyorlar. Yahu bu iç ses mevzusu nedir?
İÇ SES NEDİR?
İç ses dedikleri şey, bizi bizden daha iyi bilen, bize ne yapmamız gerektiğini söyleyen sestir.
Hayatımın uzun bir zaman diliminde ‘kalbin sana ne söylüyor, onu dinle’ diyerek büyümüş olan ben büyüdüğümde de ‘iç sesini dinle’ şeklinde tavsiyeler almaya başladım.
Büyümüş olmama rağmen bu kalp dedikleri iç ses dedikleri şeyin ne anlama geldiğini bir türlü kavrayamıyordum. İçimde o kadar çok ses vardı ki ben, hangisinin yüreğimden gelen ses olduğunu nasıl anlayacaktım? Bir süre bunu çözmeye çalışmakla geçti zamanım. Önce içimde id, ego, süper egonun uzantıları olan seslerimi ayırmaya başladım.
Örneğin içimde bir şeylere kızan, sinirlenen bir ses varsa bu ebeveyn sesiydi. Sürekli ne yapmam gerektiğini bana söylüyordu.
Sonra çok cılız bir ses keşfettim: şefkat. Onun sesi neredeyse hiç çıkmıyordu ama ben onu besleyip büyüttüm hala da büyütmeye devam ediyorum. İçimdeki susmayan acımasız sesle baş edebilecek tek ses varsa onun da şefkat olduğunu artık biliyorum.
Daha sonra şeytanın sesini (id) duydum. Beni korkutan, içimde bastırdığım şeyleri açığa çıkartan o ses. Her ne kadar onu susturmaya çalışsam da bir şekilde ortaya çıkıyordu. İnsanlar anlamasın diye daha çok ve daha çok bastırıyordum.
Sesleri keşfediyordum ama tam anlamıyla birbirinden ayırmak mümkün değildi. Bazen hepsi birbirine karışıyor bazen kim ne dedi anlamıyor bazense hepsi aynı anda konuşuyordu.
Yüreğimin sesi ise şefkat gibi çok nadiren ortaya çıkıyordu. Bu yüzden yüreğimin sesini duymak, onu diğer seslerden ayırmak ve onun dediğini yapmanın, onun sözünü dinlemenin hayatıma etkisini görebilmek zaman ve tecrübe istiyordu. Bugün hala içimdeki sesleri anlamaya çalışıyorum. Ve anlıyorum ki bu sonucu olan bir şey değil. Yolda olmaklık hali.
İÇ SES VE MANTIK
Fakat zaman geçtikçe tecrübe ettikçe bazı şeyleri de çözmeye başladım. Örneğin mantığımı ve kalbimi birbirinden ayıramadığım bir dönem geçirdim. Bu bilemediğim için değil birbirine harmanladığım içindi.
Ben henüz çok daha gençken yani çocukken bir kesim insan aklını dinle diyordu başka bir kesim insan kalbini dinle diyordu. Benimde kafam karışıyordu çünkü ikisi de mantıklı geliyor ikisini de yapmak istiyordum. Bu yüzden de ikisini sentezlemeye karar verdim. Bunu nasıl yaptım hala şaşırıyorum ama gerçekten aklıma da kalbime de uygun adımlar atıyordum. Her zaman %50 mantık %50 kalp olmuyordu ama oranlar birbirine çok yakın oluyordu böylece yapacağım tercih içime sinmiş oluyordu.
BİRBİRİNE KARIŞAN SESLER
Daha sonraları bu iç sesini dinle mevzusuna kafayı taktım ve aklı boşverdim. Sadece içimden ne geliyorsa onu yapmaya başladım. Çok kötü bir dönemdi benim için. Başlarda elbette her şey çok güzeldi fakat iç sesim ve id birbirine karışmıştı. Hatta bir de bilinçaltım. Hepsini tek bir ses sanıyor ve haz odaklı bir hayat sürüyordum. Bu haz merkezli yaşam beni alt üst etti. Çünkü plan, program olmadan sadece anlık yaşamaya başladım. Bana yararı olacak şeyler yapmak yerine canım ne isterse onu yaptım. Tabi ki çuvalladım. Çünkü hayat umursamaz davranmak için çok kısaydı.
Kafam çok karışmaya başladı. Günümüzde özellikle ergenlerin çoğunlukla yaşadığı bir sorunu yaşadım bende. Kalbimin sesini mi dinlemeliyim, mantığımı mı, iç ses nereden çıktı, kalp ve iç ses aynı şey mi, ne yapmak istediğimi gerçekten bilebilir miyim, ben bilemesem de içimdeki ses bilebilir mi? Bir yanda iç ses seni uçuracak diyenler var bir yanda iç sesi sakın dinleme batarsın diyenler. Hangisi doğru?
Tecrübe ettikçe anladım ki kalp, yürek, iç ses, gönül, bilinç altı, travmalar, id hepsi bir. İnsanlar hepsi için aynı şeyi söylüyor. Birbirinden farklı olan birkaç kavram aynı şeymiş gibi birleştirilerek kullanılıyor. Ne birbirinden ayırmak geliyor akla ne de sentez yapmak!
Ben artık iç sesimi dinlemiyorum, kalbimin sesini de dinlemiyorum. Artık dinleyemem. İdin ve bilinçaltının birbirine karıştığı bir sese kulak vermenin hayatıma etkisini öğrendim, tecrübe ettim. Böylelikle de aslında gerçeği keşfettim.
GERÇEK SES
Evet gerçekten içimizde bir ses var. Ama çok derinlerde. Onu duymak zor. Onu dinlememek daha da zor. Ama aslında farkında olmadan onu dinliyoruz. Tabuları, kalıpları, ön yargıları içimizde azalttıkça onu dinliyoruz. Onu dinlemeyip başka bir seçim yaptığımızda zaten içimize sinmiyor o seçim. Pişman olacağımızı biliyoruz. Bu sesi ayırt etmenin yollarından biri ise mantığı kullanmaktan geçiyor.
Bir seçim yapacaksınız ve bu içinizdeki sesin ne dediğini merak ediyorsunuz diyelim. Sorun kendinize: Ben bu seçimi yaptığımda pişman olur muyum, beş yıl sonra ne olur, seçimimin sonuçlarına katlanabilir miyim, bunun sorumluluğunu alabilir miyim, seçimimin bedelini ödemeye hazır mıyım?… Hepsi bu kadar. Doğru cevap ortaya çıkacaktır. Siz bu soruları düşünmeye başladığınızda bir tarafa doğru meyletmeye başlayacaksınız.
Bu şekilde sonuca vardığınızda kararınız artık içinize sinecek çünkü yüreğinizin sesi de aklınızın sesi de bir olacak. Kimse kulağınıza bir şey fısıldamıyor. Bir fısıltı duysanız bile körü körüne peşine düşmeyin bu fısıltının. Çünkü nereden geldiğini bilemezsiniz. Belki de haz peşinde olan veya travmanızdan dolayı sizinle oynayan bilinçaltınızdır.
-Eğer hiçbir şekilde karar veremiyorsanız akışa bırakın ( aslında bu da bir seçim yapmaktır) ya da kumar oynayın. Rastgele seçin birini. Bunu yapmaya cesaretiniz varsa eğer hayat bazen sürprizlerle dolu olabiliyor.-
Bazen gerçekten bir ses duyar ve bir anda harekete geçersiniz. O anları yakalayıp tecrübe edin. O da iç sesiniz. Ama bunu ancak eyleme geçtikten sonra anlarsınız çünkü düşünmeden hareket edersiniz. Bu yüzden iç sesimize karşı gelmek aslında kolay değil. Bir anda kendinizi hiç düşünmediğiniz bir şeyi yaparken bulabilirsiniz.
Bununla ilgili kısa bir anımı paylaşacağım. Odamın penceresi apartmanımızın kapısına bakıyor. Normalde yatağıma uzandığımda yerimden kalkmak istemem, üşenirim (çünkü dinlenmek için uzanmışımdır) fakat bir gün öyle, birden kalktım ve pencereye gittim. Neden pencereye bakma ihtiyacı hissettiğimi anlamadım ama duramadım yatağımda ve kalkmak zorunda kaldım. Pencereden baktığımda görmek istemeyeceğim bir manzara karşıladı beni. Görmek istemeyeceğimden kastım kötü bir manzara ve yüzleştirici bir manzaraydı. Kötüydü ama bilmem, öğrenmem gereken bir şeydi. Yani iç sesinize aslında o kadar da yabancı değilsiniz ve onu kör kuyulara atmış olmayabilirsiniz.
Ama tüm bunlar için kendinizle ilgilenen birisi olmanız gerekiyor. Kendisi hakkında düşünen birisi tüm bu anlattıklarımı anlayabilir ve iç sesler arasındaki farkı görebilir. Kendinizden çok uzaksanız, neyi sevip neyi sevmediğinizi bilmiyorsanız, oturup hiç kendiniz hakkında düşünmediyseniz sadece iç sesinizi değil sahip olduğunuz birçok şeyi kör kuyulara atmış olabilirsiniz.
SONUÇ
Artık içimdeki sese iç ses demiyorum. İç güdü diyorum (id’den farklı bir şey). Tamamen kendi tercihimle bu kavramı kullanıyorum. Çünkü artık iç ses kelimesinin bendeki anlamı olumlu değil. Bilinçaltımın karıştığı bir ses olarak öğrendim ben onu ve artık onu dinlemek istemiyorum. Elbette kapı dışarı etmedim sonuçta onun da söz hakkı var içimde ama dinleyip dinlememek bana kalmış.
İç güdü dememin nedeni de aslında biraz önce bahsetmiş olduğum olaydı. Her ne kadar akıl ve kalp bir arada oluyor olsa da bazen sadece davranırız. Düşünmeden eyleme geçeriz. İç güdümüzle hareket ederiz. En nihayetinde biz de hayvanız ve içgüdülerimiz var. Siz hiç kaplanla karşı karşıya kalmış bir ceylanın ‘Kaçsam mı acaba?’ ya da ‘İç sesim ne diyorsun kaçayım mı donayım mı?’ dediğini duydunuz mu? O an tamamen içgüdüsel tepkiler verir. Kaçması gerekiyorsa kaçar, donması gerekiyorsa donar. Tıpkı benim düşünmeden yatağımdan kalkıp pencereden bakmam gibi. Bizde saldırıya uğradığımızda düşünmeyiz ve harekete geçeriz. Düşünen bir varlık olmamız iç güdülerimizin yok olduğu anlamına gelmiyor.
Zor bir dönemden geçiyorsanız, ne yapacağınızı bilmiyorsanız, bir karar vermeniz gerekiyorsa önce derin bir nefes alın sonra kendinizle vakit geçirebileceğiniz zamanlar yaratın. Ardından da düşünün. Sorgulayın, hayal kurun. Hangisini seçerseniz ne olur, hangisini seçmezseniz ne olur, bir şey yaparsanız ne olur, müdahale etmezseniz ne olur? Hepsini tartın zihninizde. Cevabı bulsanız da bulmasanız da bir sonuca vardıysanız ve bu sonuç içinize siniyorsa doğru yoldasınız, cesaretlenin ve devam edin. Arkanızdayım. 😊
Sizin de bu konular üzerinde kafanız karışık ise belki yardımı olur diye yazmak istedim bu yazıyı. Etrafta her şeyi söyleyen insanlar var. Ya da herkesin tek bir şeyi söylediği kalıplar var. Gerçeği keşfetmek ise zaman ve emek istiyor. Siz benim kadar uğraşmayın diye bu yazıyı yazmak istedim. Kendi tecrübelerim umarım size yardımcı olmuştur.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşnut kalın.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
Yazınızı çok beğendim. Ben bu iç sesi, ilk kez aile dizimine gittiğimde “iç benlik” olarak öğrenmiştim. O zamandan beri bu iç benlik üzerine çalışmalar yapmaya çalıştım, ama bir türlü çözemedim işi. Sizin de aynı yollardan geçmiş olduğunuzu görüyorum. Bence de olay iç sese ulaşmakta değil de, yolda olmak. En azından uğraştım diyebilme hakkımız oluyor böylece.
BeğenLiked by 1 kişi
Kesinlikle öyle. Sonuçta deneyim yaşamaya gelmedik mi bu hayata? Deneye deneye keşfediyoruz kendi gerçeğimizi. Yolda olduğumuz sürece hata da yapacağız doğru da. Bence önemli olan, hayata bilgelikle yaklaşabilme niyetinde olmak. O zaman yolda olmak daha keyifli hale geliyor ve içimiz rahat oluyor. Böylelikle ‘kendi seçimlerim’ de diyebiliriz, ‘uğraştım, dindindim’ de.
BeğenLiked by 1 kişi