Derinden sevgi duyduğunuz ama sizin canınızı yakmaktan korkmayan bir yakınınız var mı?
Hayat her daim sevginin karşılık bulduğu bir yaşam değil.
Bazen sizi en yakınlarınız incitir. Hem de hiç acımadan ve üzülmeden.
Daha önce sizi seven birinin sizi üzdükten sonra mutlu olduğunu gördünüz mü?
Sizin üzmesine mi üzülürsünüz yoksa sizi üzdüğü için mutlu olmasına mı? Hangisi daha acı verici?
Bugünden uzak bir geçmişte çok sevdiğim bir yakınım vardı. Onu bazen annem bazen ablam olarak görürdüm. Hayatımdaki en değerli insanlar sıralamasında birinci ve tekti. Onun için yapmayacağım şey yoktu. Bana ufacık bir sevgi göstermesi dünyalara bedeldi. Sadece onun onayını, sadece onun sevgisini almak, onun tarafından anlaşılmak ve onu anlamak istiyordum. Bütün çabam onun beni sevmesi, seviyorsa daha çok sevmesi, her yaptığımı onaylaması ve hayatımda destekçim olması üzerineydi. Onu tanımak için vakit ayırıyordum. Derdi olduğunda onu dinliyor üzülmemesi için çözümler buluyordum. Fakat hislerim ve isteklerim karşılık bulamadı. Beni sevdi ama benim onu sevdiğim gibi değil. Bana hayatı boyunca saygı duymadı, onaylamadı veya desteklemedi.
Bir döngüde geçirdim yıllarımı. Onun beni sevmesi ve sayması için çaba gösterdim ama karşılıksız sevgim suçlama, yetersizlik ve dışlanmışlıklarla karşılaştı. Bu yüzden ondan nefret ettim sonra zamanla unuttum ve tekrar sevgisini kazanabilmek için yeniden çabaladım. Onun sevgisi farklıydı. Bu sevgiyi ne anlayabiliyor ne de hissedebiliyordum. Ona yetişmeye çalışmak, ona ulaşmaya çalışmak sandığımdan daha zordu. Tam ona ulaştım derken birden kendimi basamakları yeniden çıkarken buluyordum. Tüm bunlar olurken ise onu annem olarak gördüğümü ve hayatımda model aldığım birisi olduğunu bilmeden yaşamımı sürdürüyordum. Döngülere hapsolmuştum. Kendimle birlikte onu da hapsetmiştim. Her yolu denemiştim fedakarlıklar yapmıştım, kendimden ödünler vermiştim. Bazen ise kendimi kaybetmiş o olmuştum, sadece onun için yaşayan bir vücut.
İnsan ilişkileri sanılandan daha kompleks. Tek bir kelime ile anlatamazsınız tüm ilişkilerinizi. Annem, babam, kardeşim, akrabam, arkadaşım, can dostum, yakınım, eşim, manevi evladım… İlişkiler her zaman bu kelimelerden daha fazlası ve daha karmaşığıdır. Onunla ilişkimi bu yüzden adlandıramıyorum. İlişkimizi adlandırıp anlatacak bir kelime bulamıyorum. O annem değil. Ama bir çocuğun annesinin sevgisini ve onayını almak için çabalaması gibi tüm yaşamım boyu çabaladım. O ablam değil. Ama bir kardeşin ablasının yakınlığını, korumasını istemesi gibi kendimi savunmasız, utangaç küçük bir çocuk gibi buldum. O küçük kardeşim veya evladım da değil. Ama bir büyük kardeş veya ebeveyn gibi ona kanatlarımı açtım, her zaman tam desteğimi sundum, onu karşılıksız sevdiğime inandım, onu korudum kolladım bazen yol gösterdim bazen yanlış yaptın ama ben yinede buradayım dedim. Daha kendim çocukken benden büyük birinin ebeveynliğini üstlendim. Daha kendim çocukken ebeveyn olmayı öğrendim. İlişkimiz bir paragrafa sığmayacak kadar karışıktı.
Sonra büyüdüm. Üniversiteye gittim. Ondan uzakta günlerimi geçirirken hayata dair pek çok şey öğrendim. Birbirimizden uzakta geçen zaman hem beni hem onu değiştirmişti. Artık onu memnun etmeyi bırakmıştım. Sadece sevgimi ve desteğimi gösteriyordum. Onu üzmemeye çalışıyordum. Birçok şey değişmişti hayatlarımızda ama ben hala ebeveyn rolünü bırakmamıştım. Sonra hayatın acı tarafına denk geldim. Hayatımda birçok şey kötü gitmeye başladı. Tabiki onunla olan ilişkimizde kötüleşti. Bir süre hayata dair her şeyden kendimi geri çektim.
Sonra hayatıma kötü bir insan girdi. O insan sayesinde hayata dair keşfetmediğim yeni bir yol keşfettim. Bu yol bildiğim hiçbir yola benzemiyordu. Hem çok tanıdık hem de çok yabancıydı. Fakat bir sorunum vardı; bu yeni yolu keşfedebilmem için bugüne kadar olan tüm bilgilerimi kenara koymam gerekiyordu. İnşa ettiğim bir binayı yıkıp yeniden yapmak gibiydi. Normalde buna asla izin vermezdim. Onca emek, onca çaba, onca bilgi heba olamazdı. Onlardan vazgeçemezdim. Ama vazgeçtim. Ve bu yol benden çok şey götürdü çok şeyimi kaybettim ama çok şey de kazandım. Benden götürdüğü kadar bana çok şey de getirdi. Bu yola girdikten sonra kendim olabilmeyi, birey olabilmeyi öğrendim. Bu yeni yolu geçmişten bugüne hala keşfetmeye ve öğrenmeye çalışıyorum. Binayı yıkmayı seçtiğim günden bu yana farklı bir karaktere büründüm. Hayatımdaki bu köklü değişim ilişkilerimi de değiştirdi.
Üniversiteden sonra yeniden birlikte yaşamaya başladık. Birbirinden ayrı şehirlerde yaşayan biz birden aynı şehirde bulduk kendimizi. O bu duruma çok seviniyordu ama benim içim buruktu. Sanki her şeyin daha kötü olacağını önceden sezmiştim.
İlk zamanlar çok zorlandık. Oda, bende değişmiştik. Birbirimizi yeniden tanımaya başladık. Sancılı bir sürecin ardından ilişkimiz ilerlemeye başladı. Ben artık sınırlarımı koruyor bir birey olarak ilişkimizde yerimi bulmaya çalışıyordum. Artık fedakarlık yapmıyor onun yerine yardım ediyordum. Onun kararlarına saygı duyuyor onunda benim kararlarıma saygı duymasını sağlıyordum. Ona olan sevgimi artık yeni şekillerde ve onunda anlayabileceği sadelikte gösteriyordum. Artık ondan saygı ve sevgi görmeye başladım. Beni doğru bulduğu konularda destekliyor, bazen yol gösteriyor bazende ablalık yapıyordu. Aramızdaki yanlış anlaşılmalar azalmış birbirimizi daha yakından tanımaya başlamıştık. Artık beni dinliyor, beni anlıyordu. Onun beni anlaması dünyada en çok istediğim şeylerden biriydi. Her insan anlaşılmak ister. Kimse sizi anlamadığında ve hiçbir zaman anlaşılmayacağınızı anladığınızda ‘en azından o beni anlasın’ diyeceğiniz birisi olur. O kişinin sizi anladığını düşünün. Artık dünyalar sizin olmuş gibi hissedersiniz. Fakat bu durum benim için çok da uzun sürmedi.
Süreç içerisinde yukarıda bahsettiğim gibi onu annem yerine koyduğumu, onun yanında hem bir çocuk hem de bir ebeveyn olarak var olduğumu öğrendim. Hem bir çocuk hem bir ebeveyn olduğum bir ilişkide birey olmaya çalışmak ise oldukça zordu. Zamanla duygularımdan uzaklaştıkça içinde bulunduğumuz döngüleri de görmeye başladım. Bir ilişkide birey olmanın her sorunu çözmediğini anladım. Döngüleri kırmak ve daha sağlıklı bir ilişki kurmak için çabalamaya başladım. İşler ise planladığım gibi gitmedi.
John Lennon’ un söylediği gibi: “Hayat; siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”
Ne olduğunu bende bilmiyorum. Her şey nerede ters gitmeye başladı bilmiyorum. Ben döngüleri kırmaya çalışırken o yeni döngüler yaratmaya başladı. Zaten alışılmışlık ve yıllardır süregelen döngüleri kırmak uzunca bir süreç, irade ve kararlılık istiyordu. Döngüleri kırsak da bir süre sonra tekrar döngüye giriyorduk. Benim çabamla da bir yere kadar ilerleyebiliyorduk. Üstelik ilişkimiz için çok fazla efor sarf etmeye başlamıştım. Üstüne yeni döngüler işimi daha da zorlaştırıyordu.
Yeni binam için de çok uğraşıyordum. Yeni bir ben oluşturuyordum. Ama bu ben benden çok uzaklardaydı. Yaptığım hataları görmeye başladım. Eski binamı yıkmak büyük aptallıktı ama yıkmadan binamı restore etmemin bir yolu yoktu üstelik de her şey için çok geçti. Bu yüzden hatalarımı düzeltmeye karar verdim. Hayata karşı duruşlarım, fikirlerim, davranışlarım vb ile eski beni hatırlamaya çalıştım. Hedefim eski ben ile yeni beni harmanlamaktı.
Ama bir şeyler yolunda değildi. Depresyona girmiştim. Benliğimi kaybetmiş olmak, kendim olduğunu sandığım kişi olmadığımı öğrenmek büyük bir yıkımdı benim için. Çünkü hayat demek ben demekti. Ben olmadan nasıl hayatın bir anlamı olabilirdi. Bunu derinden hissetmiştim. Hayatı daha önce de anlamsız bulduğum olmuştu ama ben olmadan hayatın anlamsızlığı karşısında savunmasızdım, bunu daha önce yaşamamıştım.
Bir yanda korona bir yanda işsizlik ve gelecek kaygısı üstüme üstüme geliyordu. Kullanıldığım ve aldatıldığım saçma sapan bir aşk ilişkisinden de yeni çıkmıştım. Kendimi kaybetmiştim, insanlarla ilişkilerim de sallantıdaydı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde yaşıyordum. Yakınımla da planlarım yolunda gitmiyordu. Psikoloğumun depresyonda olduğumu söylememesi ve bir terapiden çok öylesine konuşulan bir seans olarak geçen görüşmelerimizde cabasıydı.
Her şey yeterince kötü giderken yakınımın da hayatı kötü gitmeye başladı. Onun yaşadıkları beni ve ailemi doğrudan etkiliyordu. Onun hayatında yaşadıkları benim travmalarım oldu. Bende çok derin yaralar açtı. Tükenmişlik ve enerjisizlikle daha fazla devam edemedim. Tekrar her şeyden uzaklaştığım bir sürece girdim. Yakınımla da aramıza mesafe koydum. Kendimi yavaş yavaş toparlamaya başladım. Mücadele edecek gücü kendimde bulduğumda depresyonumu iyileştirmek için çaba gösterdim.
Ben iyileşirken ve yeniden kendim olurken ilişkilerimi de gözden geçirme fırsatım oldu. Yakınımla olan ilişkimde ne kadar çok yara aldığımdan bihabermişim. Bu yüzden aramızdaki mesafeyi devam ettirme kararı aldım. Mesafemizi devam ettirmek demek onunla bir daha yakın olmayacağım anlamına geliyordu. Bir nevi ondan vazgeçmekti. İlişkimizi bitirmeyi göze almıştım. Yıllarca birlikte olmamıza rağmen bu kararı vermek benim için fazlasıyla zordu.
Aramızdaki mesafeye daha fazla dayanamayan yakınım benimle konuşmak istedi. Aramızdaki iletişim konuşmadan çok tartışmaya benziyordu. Kızgınlığı ve nefreti beni dinlemesine ve anlamasına izin vermiyordu. Benim ise artık kendimi anlatacak gücüm yoktu. Onunla olduğumda yeniden eskiye dönüyor ve kendimi parmaklıklar arasında sıkışmış savunma hakkı olmayan olsa da dinlenmeyen bir suçluya çeviriyordu. Büyük ölçüde iyileştiğimi düşünsemde henüz yakınımla yüzleşecek kadar güç toplayamamıştım. Tartışmanın ortasında ise artık benimle yakın olmayacağını söyledi ve tartışmamız bitmeden iletişimi kesti. Sevgilimden ayrılmışçasına acı ve üzüntü duydum. Onu ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha gördüm. Tartışmamızda söyledikleri kırıcı sözlere ayrı üzüldüm, ilişkimizin bu noktaya gelmesine ayrı üzüldüm. Suçluluk duygusuyla baş etmeye çalıştım, vicdanımın sesini görmezden gelmeye çalıştım. Yinede ara sıra geri dönmeyi düşünüyordum ta ki onu tekrar görene kadar. Ortak çevremiz dolayısıyla aynı ortamda karşılaştık. Onu gördüğümde tartışmamızın üzerinden bir hafta geçmemişti. O gün sanki dünyanın en mutlu insanıydı. Hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu. Onu gülerken görmek beni hem üzdü hem de sevindirdi. Benim kadar üzülmemesine sevindim zira onu üzdüğüm için vicdan azabı çekiyordum. Fakat hiç üzülmemiş gibi davranması onun gözündeki değerimi bana bir kez daha hatırlattı. İşte o an yüreğime saplanan bıçağa rağmen doğru karar verdiğimi anladım ve bir daha beni incitmesine izin vermeyecektim. O andan sonra kalbimdeki bıçağı çıkardım, kalbimi sardım ve ona sarıldım. Bunca zaman beni incitmesine izin verdiğim için üzüldüm, ona değerinden fazla değer verdiğim için üzüldüm ve tüm üzüntülerimin o anda bitmesine izin verdim. Bir daha da derin üzülmedim.
Kalbimi kıran sözleri artık canımı yakmıyor. Gözlerimin için bakarak bana nispet yapışına üzülmüyorum. Beni üzdüğü için mutlu olmasına üzülmüyorum. Benden beklentileri olduğu için, bana ihtiyacı olduğu için vicdan azabı çekmiyorum. Daha iyi bir ilişkimiz olabilirdi dediği için suçluluk duymuyorum. Benim benden başka kimsem yok. Eğer ben kendime iyi davranmazsam bana kim iyi davranır? Bu yüzden bana zarar verenleri hayatımdan çıkarmak benim hakkım ve tercihim. Bu kararıma saygı duyuyorum ve hayatıma devam ediyorum. Diliyorum ki o da hayatında mutlu olur, yanlışlarını görür ve değiştirir, sevdiklerine sıkıca sarılır ve onları korur.
Yeni ve ayrı hayatlarımızda ikimize de mutluluklar diliyorum.
Bu tecrübemi sizlerle paylaşmak benim için çok büyük bir adım. Yazı oldukça kasvetli olsa da umarım okurken keyif almışsınızdır. Umarım anlattıklarımda size dokunan noktalar olmuştur. Kalplerinize başka bir yazıda daha dokunabilmek dileğiyle esen kalın.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.