Bugün iş yerinde neden konuşabileceğimiz insanlara ihtiyaç duyduğumuzdan bahsetmek için geldim.
Hülya Mutlu kendi deyimiyle ‘mizahla farkındalık’ yapan, kendini öğrenmeye adamış bir yazar. Geçtiğimiz günlerde bir postuna rastladım. Postun görselinde ” İş yerinizdeki herkes arkadaşınız değildir. İşinizi yapın. Paranızı alın ve evinize gidin.” yazıyordu. İlk okuduğumda içimi sahte bir mutluluk sardı. Çünkü son girdiğim işte, iş arkadaşlarımla tarif edemediğim bir anlaşmazlık yaşamamıştım. Bunu okuduğumda kendi kendime ‘ne kadar da haklı’ dedim.
İş yerindeki herkes arkadaşımız değildir. Evet yalnız değilmişim. Bir tek sorun yaşayan ben değilmişim. Başkaları da iş arkadaşları ile sorun yaşayabiliyormuş. Düşüncelerim art arda sıralanırken çok geçmeden birçok insanın bunu yaşamasından ötürü zihnimde normalleşmeye başladım ve insanların neden işten çıkmadıklarını sorguladım. Çünkü ben devam edememiştim. Elbette işten çıkma sebebim bu değildi ama işe devam etseydim de çok zorlanacağım aşikardı. Üstelik somut bir sorun da yaşamamıştım sadece dışlanmıştım. (Oysa dışlanmak hiçte küçümsenecek bir konu değil ve sorun bir tane gibi görünsede kartopuna dönüşecek bir sorun olduğunun farkında değildim.)
O halde hangisi doğru? İş yerinde arkadaşça bir ortam mı yoksa sadece işe odaklanılan mutsuz bir hayat mı? Ben mi hatalıydım? İş arkadaşlarım beni aralarına almadıkları halde işe devam mı etmem gerekirdi? Ama mutsuz olacaktım.
Kafamda sorular belirince Hülya Hanım’ın açıklamaya ne yazdığını merak edip okumaya başladım. ” İş yerindeki herkes arkadaşımız değildir ama çok sayıda güvenebileceğimiz, sohbet edebileceğimiz, gülüp eğlenebileceğimiz arkadaşımızın olması bir gereksinimdir.”
Yazının devamını merak edenler instagram sayfanızı ziyaret edebilirsiniz.
Bu kısmı okuduğumda kendimi anladım. Neden mutsuz hissettiğimi, neden beni bu kadar etkilediğini, gün boyunca kimseyle konuşmadığımı ve aslında neden bu konuda zorlandığımı anlamaya başladım. Evet ihtiyaç duyuyordum. Onların aralarındaki sohbete katılmaya ihtiyaç duyuyordum. Bende burada çalışıyorum diyebilmek için onlarla iletişimde olmaya gereksinimim vardı.
“İş sonrası eğlenelim, bugün şuraya gidelim, birlikte bunu mutlaka yapalım” demeye değil, bir ‘merhaba’ya ihtiyacım vardı. ‘Nasılsın, günün nasıl geçiyor, yemeğini yedin mi, yeni başladın bilmiyorsundur belki arada kendine çay alabilirsin, güle güle, yarın görüşürüz…’ Benim temel iletişime ihtiyacım vardı.
İnsan bazı ilişkilerde yakınlık kurmak ister. Bu bir gereksinimdir. İnsan yakınlık kurmak zorundadır. Eğer yakınlık ilişkisi kuramazsa belli alternatif yollar aracılığıyla yakınlık hissinin oluşturduğu boşluğu doldurmaya çalışır. Bunu biliyordum fakat gün boyu tek bir yerde, belli kişilerle birlikte zaman geçirdiğimde iletişim kurmaya ihtiyaç duyacağım aklıma bile gelmemişti.
Hülya Hanım söylediklerinde ne kadar da haklı” bireyciliğin bu denli güzellenmesi iş yaşamında zorbalığın meşrulaşmasına yol açar.” Birçok insan iş arkadaşlarının egoları yüzünden farkında olmadan zorbalığa maruz kalıyor.
Temel düzeyde bile iletişim kuramadığımız bir ortamda nasıl verimli çalışabiliriz? Nasıl mutlu olabiliriz? Nasıl devam edebiliriz? İnsan kendini çıkmazda hisseder. İşine, evine, ailesine en kötüsü kendine yabancılaşır. Ruhsuz insanlar olarak etrafta dolaşmaya başlarız.
Dışlanmakta zorbalıktır. Hemde kartopu gibi büyüyen sorunları peşinde getirir. İşi öğrenmenizi, işi sevmenizi, işinizi iyi yapmanızı engeller. Bir süre sonra yaşanan ufak tefek sorunlar sizin üzerinize itilmeye başlanır, beceriksiz veya yavaş olarak damgalanabilirsiniz İş arkadaşlarınız arkanızdan kuyunuzu kazmaya, önünüze taş koymaya başlayabilir.
Sessiz kalmayın. Patronunuzla konuşun. Gerekirse mobbing yapıldığını söyleyin. Çözüm isteyin. Siz susarsanız kendiliğinden bir şeyler düzelmez. Bu sorunu düzeltmek için cesaretinizin olmasını beklemeyin, fırsat bulduğunuz ilk anda düşünmeden sizden sorumlu olan kişiyle konuşun. Tatlı dille çözemeyeceğiniz sorun yoktur.
İşten çıkmadan bir gün önce fark ettim ki aslında iş arkadaşlarımın beni aralarına alacak enerjileri yok. Herkes çok yorgun. Çalışırken kimse memnun veya mutlu değil. Yani aslında sorun işle ilgili. Bu yüzden de işteki davranış ve tutumları çalışırken birbirlerine yansıyordu. Beni bilerek dışlamadılar. İşteki memnunsuz davranışları arkadaş ilişkilerindeki tutumlarını da etkiliyordu. O halde ben ne yapmalıydım? İleride onlar gibi olmak istemiyordum. Bir seçim yapmak zorundaydım ve yaptım. Maddi olarak zorlanıyor olsam da iyi ki o işten çıkmışım diyebiliyorum.
Hepimizin işini severek yapması dileğiyle hoşça kalın.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.