BU HAFTA YAŞADIKLARIM

Uzun bir zamandan sonra herkese merhaba. En son ne zaman yaşadıklarımdan bahsettiğimi hatırlamıyorum. Aradan aylar geçmiş gibi bir hisle ve yaşadığım duygusal yoğunlukla sizlerle konuşmak istedim.

Bu hafta özelinde olmadan birkaç hafta geri sararak başlamak istiyorum. İş buldum ve çalışmaya başladım. Fiziksel olarak ağır bir işti. Bazı günler o kadar çok kasım ağrıyordu ki gözyaşlarımı tutamıyordum. Psikolojik olarak zorlandığım kısma zaten girmiyorum. Tahmin edersiniz ki insanın zoruna gidiyor. Ben burada ne yapıyorum diye kendini sorguluyor. Ama iş iştir. Çalışmak asla utanılacak bir şey olamaz. İlerleyen zamanlarda fuarda üç günlük bir iş buldum ve ona gittim. Yorucu bir işti kabul etmem gerek ama ben hayatımda hiç bu kadar zevkle çalışmadım. İnsan çalışırken de zevk alabiliyormuş ama püf noktası patronu sevmek :).

Bu üç günlük işteyken başka bir yerden iş teklifi aldım ve kabul ettim. Birkaç hafta denemeye karar verdik. Fakat işler benim lehimeydi. Ortamı sevememiştim çünkü çalışma arkadaşlarım bana karşı mesafeliydi. Bende öyle yanar dönerli biri olmadığım için onlara ayak uyduramadım zaten. Kimse arkadaşlık kapılarını aralamadı. Ben girmek istedim, kapıları çaldım ama açan olmadı. Patronum ise emeğimi görecek olgunlukta değildi.

Çalışma arkadaşımla, siz ona ekip arkadaşı da diyebilirsiniz, bir uyum yakalayamadık. Bana işi öğreten kişiydi. Maalesef ki kendine rakip yetiştirmek istememe olayının içine düşmüştük. İşi olabildiğince yavaş öğretiyordu hatta öğretmiyordu kendi halime bırakmıştı ama denetleme işinden geri durmuyordu. İşi öğretmek bir yana engel olmak için denetlemelerinde beni köşeye sıkıştırdıkça sıkıştırıyordu. Dediklerini yapmak zorundaydım. Onu ciddiye almazsam işin kalan kısmını hiç öğretmeyebilirdi.

Ne yazık ki patronum da olayları görmüyor tüm sorumluluğun bana ait olduğunu düşünüyordu. Onun gözünde işi öğrenemeyen, yavaş, isteksiz, suratsız biriydim. Aslında iyi çalışıyordum o da bunun farkındaydı çalışma şeklimden memnundu ama onun beklentileri daha yukarıdaydı bu yüzden daha çok çalışmamı daha çok kendimi zorlamamı istiyordu.

Benim ise her geçen gün öz güvenim düşüyor, dışlandığım ortamda ayakta kalmaya çalışıyor bir yandan da işi öğrenmeye çalışıyordum. Ruhum içime kaçmış gibi kendimi kapatmıştım. Mutsuzdum. Bir haftada tüm ışığım sönmüştü.

İşi eve de getirmem gerekiyordu. Online çalışıyorduk. Tüm gün iş yerinde çalıştıktan sonra evde de dinlenmeden, ara vermeden çalışmaya devam etmem gerekiyordu. Fakat bunu yapamazdım. İhtiyaçlarım vardı, hem fiziksel hem ruhsal. Bedeninizin yorulduğu bir işte nasıl dinlenmeniz gerekiyorsa beyninizin çalıştığı işte de dinlenmeye, boş kalmaya ihtiyaç duyuyorsunuz. Eve geldiğim bir gün biraz dinlenmek istedim ve kendime sadece yarım saat ayırdım. Bu yarım saat sadece kafamı dinlemek içindi. Otobüsle eve gelmek, yemek yemek ve duş almak gibi ihtiyaçlarımı hiç hesaba katmıyorum.

Telefonum çalmaya başladı. Bir endişe sardı bedenimi. Arayan tabiki patronumdu. İşimi yapmam gerektiğini hatırlatan bir konuşma yaptı. İhtiyaçlarımdan bahsettiğimde bunu ona söylemem gerektiğini söyledi. Her gün duş aldığımın raporunu vermek :)). Gerçekten çok komik. Telefonu kapattığımda kendimi beceriksiz, başarısız, kaytaran, ahlaksız bir çalışan gibi hissettim. Fakat ben çalışandım. Evet sadece bir çalışan. Eve geldiğinde dinlenmek isteyen sıradan bir çalışan. Köle değil. Hiçbir sınırı olmayan, molası olmayan uyuyana kadar kendimi feda ettiğim, kendimi görmediğim, ihtiyaçlarımı kenara ittiğim bir köle olmak istemedim. Aslında bu istekten de öte bir durumdu. Birkaç hafta sonra tükenmiş biri olacak, depresyona girecektim.

O aramadan sonra işten çıktım.

Çok fazla iş deneyimi olan biri değilim. Belki yerimde başkası olsaydı çalışmaya devam edebilirdi. Nitekim orada çalışan benden başka insanlarda vardı. Fakat ‘çalışan’ ile ‘köle’ yi birbirinden ayırt edemeyen bir iş yerinde çalışmaya devam edemezdim. Ben böyleyim.

İşten çıktıktan sonra bambaşka biri oldum. Bu hızlı değişimim doğru bir karar verdiğimi gösterdi bana. Resmen çocuklar gibi mutlu, sebepsiz yere heyecanlıydım. Işığım yeniden parlamaya, meşalem yeniden yanmaya başlamıştı.

Evet şu an işsizim, paraya ihtiyacım var, geleceğim inanılmaz derecede bulanık, kafam da bir o kadar karmaşık yine de o yere geri dönmek istemiyorum.

Umarım sizlerde sevmediğiniz, ruhunuzun çekildiği, bulanıklaştığınız, otomatik pilottaymış gibi yaşadığınız bir yerde kalmak zorunda kalmazsınız. Umarım öyle bir yerdeyseniz yeni planlar, projeler peşinde olur ve o yerden arkanıza bakmadan gidecek cesareti bulursunuz. Birinin size orada ne işin var demesini beklemeyin. Siz kendinize sorun; Orada ne işiniz var, olmanız gereken yer orası mı?

Hepimizin cesarete ihtiyacı var. Cesaret ise eylemle geliyor.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle hoşça kalın.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın