DÜŞÜNCELERİN HAPSİ

Genç bir tüccar evine geldiğinde evinin soyulmuş ve yakılmış olduğunu görür. Geriye kalan tek şey evin önündeki küçük, yanmış bir bedendir. Bu bedenin oğluna ait olduğunu düşünerek ağlamaya başlar, göğsünü yumruklar, saçlarını yolar.

Oğlunu çok seven tüccar oğlunun küllerini her an yanında taşır. Bir kesenin içine külleri koyar ve çalışırken bile külleri yanından ayırmaz. Sonra bir gün bir akşam vakti kapısı çalar. Tüccar, elinde küllerin kesesi ağlayarak ‘Kim o?’ diye sorar. ‘Benim oğlun’ diyerek çocuk cevap verir.

Tüccarın oğlu soyguncular tarafından kaçırılmıştır. Fırsatını bulduğunda ise kaçarak babasının yeniden inşa ettiği eve geri gelmiştir. Tüccarın oğlu aslında ölmemiştir. O hala yaşamaktadır.

Tüccar kapıdan gelen sese karşılık ‘ Seni yaramaz çocuk, sen benim oğlum değilsin. Oğlum üç ay önce öldü. Külleri yanımda.’ der. Çocuk ne yapsa ne etse babasını bir türlü oğlu olduğuna inandıramaz. Adam oğlunun öldüğü düşüncesine o kadar hapsolmuştur ki oğlunun yaşadığını bir türlü kavrayamaz. Gelen çocuğu kendisiyle dalga geçen yaramazın biri olarak görür. Ve sonunda oğlu gider, adam oğlunu gerçekten sonsuza kadar kaybeder.

Tüccar gibi düşüncelerimize ve kavramlarımıza hapsolursak önümüzdeki gerçekleri de göremeyiz. Kavramlar her şeyimiz olur. Onunla yatar onunla kalkarız. Tek doğrumuz vardır. Diğer her şeye kendimizi kapatmışızdır. Böyle bir insan gelişime de açık değildir.

Bugünlerde yaşadıklarımız, gördüklerimiz, şahit olduklarımız dogmaların eserleridir. Bir şeye körü körüne inanmak ve onu dogmamız yapmak demek algımızı kapatmak demektir. O yüzden etrafımızda olup bitenlere kayıtsız kalırız. O yüzden ne denirse yaparız ve o yüzden yirmi yıllık iktidarı bir çırpıda değiştiremeyiz.

Siyaset fanatikliği, partizanlık, spor fanatikliği, din fanatikliği, faşizm, ırkçılık vb düşünce kalıpları bizleri sadece yerimizde saymakla tehdit etmez. Bizleri olduğumuz noktadan yıllarca geriye götürebilir. Biz bugün yaşadığımız ülkede düşünce özgürlüğünün varlığını ve yokluğunu tartışıyoruz. Çünkü dogmalar, düşünceler, kavramlar ve kalıpların esiri olmuş insanlar var. Mükemmel bir ülkede yaşadığına inanan bir insana düşünce özgürlüğünün olmadığını anlatamazsınız. O tüccar gibi kapısını kapatmış, elindekine sıkıca sarılmıştır. Kapısını çalan herkes ise kötü insandır.

Başkasını eleştirdiğimiz kadar kendimizi de eleştirmemiz gerekir. Yukarıdaki hikayeyi aldığım Ölüm Yok Korku Yok adlı kitapta da bundan bahseder. Biz hangi düşüncelerin esiriyiz, hangi dogmaların kurbanı olmuşuz, hangi normları sorgulamadan benimsemişiz tek tek bakmalıyız.

Belki şikayet ettiğiniz, takılı kaldığınız şey hapsolduğunuz bir düşüncedir.

Düşüncelerinizi önce fark edin. Sonra da hapishanenizden çıkmak için yollar arayın.

Yazımı Thich Nhat Hanh’ın sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Fanatikliğin ve hoşgörüsüzlüğün yarattığı acının farkında olun, biz hiçbir doktrine, teoriye ya da ideolojiye hatta budist öğretilere bile taparcasına bağlanmamaya kararlıyız. Budist öğretiler, derinlemesine bakmayı öğrenmemize ve anlayışımızı ve şefkatimizi geliştirmemize yardımcı olan yol gösterici yöntemlerdir. Uğruna savaşılacak, öldürecek ya da ölünecek mutlak gerçekler değildir.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın