ÖLÜMDEN SONRA YAŞAM NASIL ORTAYA ÇIKTI

Birkaç gün önce Sapien’de yayımlanan bir serinin son bölümünü izledim. Serinin adı; ‘Hayatın Anlamı Ölüm Müdür?’. Bu bölümde Sinan Canan öteki dünya kavramının nereden başladığına dair bir anekdot anlattı:

İlk insanlar ölen yakınlarını rüyalarında gördüklerinde bunun bir rüya olduğunu henüz bilmiyorlardı. Bu nedenle ölen yakınlarının yaşama devam ettiklerini düşünerek bir inanç geliştirdiler. İlk öteki dünya, asıl dünya kavramlarının tohumları da o dönemde atılmış oldu. Oldukça mantıklı değil mi? Sonuçta ruh kavramı binlerce yıl öncesine dayanıyor.

Dinler olmasa bile binlerce yıl önce ölümden sonra yaşama inanılıyordu. Eski Türkler de ölümden sonra yaşama inanıyorlar, ölülerini eşyaları hatta hayvanları ile birlikte gömüyorlardı. Antik Yunan filozoflarından bazıları da dahil olmak üzere birçok düşünür insanın bir özü olduğunu söylüyordu. Bu öz ruha benzetilebilir. Yine de ölümden sonra yaşam çok eskilere dayansa da öteki dünyanın varlığına dair elimizde hiçbir kanıt yok. Ruha inanılıyor fakat ruhu kanıtlayamıyoruz.

Bu videoyu izledikten birkaç gün sonra kütüphaneye kitaplarımı değiştirmek için gittim. Fakat alacağım kitapların hepsi başka okuyucular tarafından ödünç alınmıştı. Sadece biri hariç; Ölüm Yok Korku Yok. Thich Nhat Hanh’ ın Korku adlı kitabını okumak istiyordum fakat kütüphanede yoktu bende diğer kitabı olan Ölüm Yok Korku Yok’ u almak durumunda kaldım ve okumaya başladım.

Ne tesadüftür ki kitapta Sinan Canan’ın bahsettiği, ‘ölümden sonra varlığın devam ettiği’ inanışına çok benzer bir yaşanmışlıkla karşılaştım. Yazar annesini kaybettikten bir yıl sonra annesini rüyasında görüyor ve bu rüyadan sonra annesinin yanında olduğunu hissetmeye başlıyor. Ve bir daha da annesinden ayrıldığına inanmıyor. Her yerde onu görüyor, onu hissediyor yani varlığının kendi bedeninde, bir çiçekte, bir böcekte devam ettiğine ve yanından ayrılmadığına inanıyor. İnanıyor diyorum çünkü bu bir düşünce değil. Eğer beş duyu organımızdan başka gerçekten altıncı hissimiz varsa (bilim ne diyor bu konuda bilmiyorum araştırmadım ama merak edenler bakabilir) ve ruhları hissedebiliyorsak bu inanıştan daha da öteye gidip bir gerçeklik haline gelebilir.

Ne yazık ki hiçbir kanıt yok. Kişinin kişisel, öznel, özsel (!) deneyiminden başka veri yok. İlk insanlardan beri bilinen bir gerçek olsa bile bu gerçeklik nesnelleştirilemiyor. Bu yüzden de genel kabul görmüyor. Ölümden sonra yok olduğumuzu düşünen insanları düşününce anlamak hiç de zor değil.

Bu noktada bir şeye dikkat çekmek istiyorum; ‘Ne yazık ki kanıt yok’ demek ne kadar doğru? Bilgi dediğimiz şey gerçekte nedir, nasıl ulaşılır?

Batı kökenli bir bakış açısıyla baktığımızda yazarın bahsettiği şey de Sinan Canan’ın bahsettiği şey de kanıtlanamaz ve bilgi olarak kabul edilmez bir sav olarak görülür. Fakat Doğu merkezli özellikle de budizm, hinduizm çerçevesinde incelediğimizde yazarın söyledikleri bilgi olarak kabul edilir. Çünkü bilgi zaten özneldir. Deneyimlerle, özsel seylerle elde edilir. Fakat bu konu başka bir yazının konusu olacak kadar derinlikli. O yüzden burada bırakıyorum.

Ölümden sonra yaşama inanmak da inanmamakta bir şey ifade etmiyor. Çünkü ikisinden birinin doğruluğunu kanıtlayamıyoruz. Neye göre kanıtlamalıyız zaten? Subjektif mi olmalı, objektif mi olmalı? O halde gerçek ne? Gerçek sizin düşünceleriniz. Sizi yaşamaya iten, bu dünyada var olmanıza yardımcı olan, size iyi gelen ve var olmanıza neden olacak görüş hangisiyle gerçek o olmalı bence. Sizi var eden düşünce öteki dünyanın varlığı ise ona inanın, sizi var eden düşünce yok olacağımız ise siz de ona inanın.

Bu kez gerçeklik; somut, kanıtlanabilir ve nesnel olmak zorunda değil. Gerçek bir şey olmak zorunda da değil. Batı ya da Doğu olmak zorunda da değil. Biz Doğu’nun ve Batı’nın ortasındayız. O halde neden birini seçmek zorunda olalım. İsteyen kanıtlanabilir bilgiyi isteyen subjektif bilgiyi benimseyebilir. Ya da doğunun ve batının sentezini yaparak kendi bilginizi, kendi gerçekliğinizi de oluşturabilirsiniz. Sonuçta hayat dediğimiz şey öznel bir deneyim değil mi?

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın