Herkese merhaba. Bugünkü yazımda sizlere kendimden bahsedeceğim.
Bu hafta uzun zamandır yaşamadığım bazı hisler yaşadım. İçinizden ‘aşkkk’ dediğinizi duyar gibiyim. Ama yanıldınız 😊.
Ben ailemle birlikte yaşıyorum. Bu durum birkaç senedir sürüyor. Hani yemeği bile yalnız yemek istemeyen insanlar vardır ya hah işte ben onlardan biri değilim. Yalnız olmaya kafayı takık biriyim. Yalnız yemeği de çok severim, yalnız yaşamayı da. Fakat gel gör ki hayatta her zaman sevdiklerimi yapamıyoruz.
Ailemle yaşadığım için yalnız kalabildiğim tek yer odam. Odam olmasaydı ölürdüm herhalde 😊. Fakat bazen o bile yetmiyor. Odamda yalnız olsam da evde birilerinin olması beni tam olarak yalnız hissettirmiyor.
Bunu şu an yazarken fark ediyorum. Sanırım ben küçüklüğümden beri güvende olduğum alanı ‘evim’ olarak değil de ‘yalnız kaldığım an’ olarak kodlamışım. Yalnızken kendimi çok daha güvende hissediyorum. Bunun nedenlerinden biri muhtemelen kişilik yapım. Fazla empat ve kişiler odaklı olduğum için bu durum bende stres düzeyini arttırıyor. Bu yüzden de en rahat olduğum yer kendimle kaldığım yer. En rahat olduğum yer de doğal olarak güvende olduğum yer oluyor.
Ailem bazı sebeplerden dolayı evde değil ve uzun zamandır yalnız kalmıyordum. Yalnız kalsam bile bu en fazla dört beş saatti. Fakat birkaç gündür evde kimsenin olmaması beni inanılmaz mutlu ediyor. Tıpkı sebepsiz yere mutlu olmak gibi 😊.
Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar rahatlamış hissetmiyordum. Sürekli stres içinde yaşamak bir süreden sonra insanı tüm tehlikelere açık halde ormanın ortasında savaş mücadelesi verir gibi hissettiriyor. Bu yalnızlığa gerçekten çok ihtiyacım vardı. Savaş ormanında biraz daha kalsaydım delirebilirdim. Sürekli stresin, bizden götürdüğü şeyler gerçekten çok çok fazla. En başta sürekli tetikte olduğunuz için sürekli sinir sisteminiz uyarılıyor ve yaşam mücadelesi seviyesinden bir türlü anlam mücadelesi seviyesine çıkamıyorsunuz.
Dün Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı 2 filmini izledim. (Spoiler içerir!) Tıpkı Max’in yaşadığı gibi bir stresti benimki de. O sinir bozucu stres seviyesini kendimde de gördüm. İnsan yaşarken tetikte olma halini abarttığının farkında olmuyor. O kadar çok olaya, yaşananlara, koşullara odaklı oluyor ki stres yaptığını bile fark edemez oluyor. Oysa hayatta, kırmızı başlıklı kızda olduğu gibi büyükannemizi yiyen kurtlar da var. Bu fark etmeli ve başkalarının da bunu öğrenmesine izin vermeliyiz.
Max köpek olduğu için ve koruma içgüdüleri olduğu için stresi yüksek seviyede yaşamaya başladı. Fakat biz insanlarda durum biraz daha farklı olabiliyor. Eğer Max ile benzer bir durumdaysak bunun altında genellikle kibir yatıyor. Başkasının kendini koruyamayacağını düşünüp ona hayatı yaşatmıyoruz. Evet tam olarak yaptığımız şey bu. Onu korumak kollamak değil kibrimizin esiri olarak o kişiye hayatı yaşayabileceği bir çember çizmekten ibaret. Ve bu durum hem bizi yoruyor hem de karşı tarafı.
Sonuç olarak kendimi yeniden bulduğum, kendimle vakit geçirdiğim, film izlediğim, birçok farkındalık yaşadığım bir hafta oldu. Mutlu olduğumu söyledim ama aynı zamanda üzgündüm de. Çünkü stresin üzerimdeki etkilerini görmek beni gerçekten üzdü. Daha başka şeyleri de fark ettim. Yalnız kaldığım üç günün üçünde de ağlama krizleri yaşadım. (Hüngür hüngür ağlamak bile benim için lüks olmuş. Hazır ağlayabiliyorken sonuna kadar ağlayım dedim bende 😊) Kendimle ilgilenmeye çalıştığım halde ilgilenemediğimi ve kendimi çok fazla ihmal ettiğimi gördüm. Yaşananların beni ne kadar yorduğunu ve yıprattığını gördüm. Bir nevi terapi gibiydi anlayacağınız. Çok güzeldi. Hiç bitmesin istediğim bir tatil gibiydi.
Ama ne yazık ki her şeyin bir sonu var. Ve iyi ki her şeyin sonu var. Böylelikle kötü olayların da bir gün sonu olacağını biliyoruz.
Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.