Bugün sizlere kısaca yaşadığım minik bir olayı ve ardından zihnimde yaşanan düşünce akışlarını anlatmak istiyorum.
Son zamanlarda yazılarımın arasına kısa yazılarda eklemek istiyorum. Biliyorsunuz ki yazılarım epeyce uzun. Fakat kısa yazacağım diye başladığım yazılar uzunca yazılmış yazılara dönüşüyor. Aslına bakarsanız yazı yazma işi o kadar kolay değil. Zorlandığım zamanlar çok oldu. O dönemlerde kısa yazı yazmak yazamıyor olmaktı benim için. Fakat sonrasında insanların uzun yazıları gördüklerinde okumaktan vazgeçtiklerini öğrendim. Buna ayıracak vakitleri yoktu. Vakitleri olanlarında odaklanma sorunu vardı. Artık uzunca bir şeylere odaklanmakta sorun yaşayan insan toplulukları haline dönüştük. Neyse sonuç olarak sizlere kolaylık sağlamak adına bugün kısa bir yazı denemesi yapacağım. Bakalım neler olacak 😊.
Yürüyüş yapmak için hazırlanıp evden çıktım. Evimizin etrafında iki tane yürüyüş yolu var. Birisi yakın ve benim tercih ettiğim yol (sakin ve daha az insanın bulunduğu) diğeri ise biraz daha uzakta ve kalabalık bir yol. Bugün birkaç işimi de halletmek istediğim için uzak olan yolu tercih etmek durumunda kaldım.
İşlerimi hallettikten sonra dönerken kulaklıkla dinlediğim podcastin bir bölümü bitti. Kayıtlar arasında dolanıp hangi programı seçeceğimi düşünürken karşımdan bir grup erkeğin geldiğini kısacık bir an gördüm.
Normalde bilirsiniz yolda yürürken hangi yöne olduğu fark etmeksizin sağdan yürünür. Bende bu konuya biraz takık bir insanım. Nedeni de aslında ergenlik dönemlerime dayanıyor. Bu toplumsal kuralı öğrenmeden önce nasıl yürüyeceğimi sürekli şaşırır ve insanlara çarpardım. Ne yönden gideceğimi bilmediğim için de sürekli yön değiştirir, karşıdan gelen insana göre şekil alır, çoğu zamanda onun sağından mı geçmeliyim solundan mı geçmeliyim, arkasından gelen var mı, çarpışacak mıyız diye bir süre kararsız kalıp son ana kadar zihinsel bir dövüş yaşardım. Zihinsel bir dövüş diyorum çünkü bu durumla her karşılaştığımda kendimi kararsızlıkla suçlar, neden sürekli bu tür durumlarla karşılaştığımı anlayamaz kızardım. Zihnimle, kendimle ve seçimler arasında rekabetli bir dövüş olurdu. Bu sürecin doğal sonucu olarak da çoğu zaman dışarı çıkmak benim için zorunluluk halinde gerçekleşirdi. Yani zorunda kalmazsam dışarı çıkmazdım.
Sağdan yürünmesi gerektiğini tesadüfen öğrenmeden önce bana bunu kimse söylememişti. Bu yüzden sorunun benden kaynaklandığını düşünüyordum. Neyse ki öğrendim ve yürümek benim için daha kolay bir hale dönüştüğünden dolayı sık sık yürüyüşe çıkıyorum ve bundan çok keyif alıyorum. Şimdi ise karışık yürüyen, yanlış yoldan yürüdüğü halde birinin geldiğini görüp yinede yolunu değiştirmeyen insanlara kızıyorum yolumu değiştirmek durumunda kaldığım için.
Sağdan yürünmesi gerektiğini bildiğim için yolun en sağ kısmından gidiyorum. En sağ diyorum ama aslında tam ortadan gidiyorum. Bisiklet yolu için ayrılmış şeridin hemen solundan. Birçok insan ise karışık bir şekilde yürüyor olsa da genel olarak solumdan yürüdükleri için göz ucuyla gördüğüm grubunda yine solumdan gideceğini düşünüp telefonuma bakarak bölümler arasında gidip geliyordum.
Podcastlerin arasından birini seçtim ve başlattım. Tam o sırada kafamı kaldırdım ve kendimi grubun ortasında buldum. Son birkaç gündür de sürekli bu ‘yol benim/bizim’ edasıyla yürüyen insanlara sıkça rastlayınca bir patlama yaşadım içimde ve ‘yol sizin sanki’ dedim. Ben bunu söylerken de kulağımda yankılanan sesle karışık bir şekilde konuşmalarını duydum. Anlamadığım bir dildi. Belli ki yabancı uyrukluydular.
Sağımdan biri geçti. İçimden bir ‘eyvah’ sesi yükseldi. Artık podcasti dinlemiyordum. Neden böyle bir şey yaptığımı sorgulamaya geçmiştim ve yanımdan geçen kişinin hakkımdaki varsayımlarını düşünüyordum. Söylediğim şeyi duymuş muydu? Beni ırkçı biri olarak görecek kesin. Neden böyle bir şey söyledim ki? Her zamanki gibi yoluma bakmalıydım dedim ve geçen kişinin beni yanlış anlamaması için sesli bir şekilde ‘banane ki’ diyerek durumu daha da berbatlaştırdım.
İçimde ülkemizde yaşayan yabancı insanlara laf etmiş olmanın kırgınlığı ile savaşmaya başladım. Önce kendimden utandım. Zaten herkes tarafından dışlanıyorlardı, ırkçı muamele görüyorlardı ve özellikle iş alanında bizden daha fazla sömürüye maruz kalıyorlardı. Bunu yapmamam gerekiyordu. En azından benim yapmamam gerekiyordu. Prensiplerim vardı benim. Evet benimde kızdığım çok noktalar vardı ama tanımadığım yoldan geçen bir insana da sırf başka birilerine kızdığım için ve aynı uyruktan olabilme ihtimali olduğu için laf söyleyemezdim. Buna hiçbir hakkım yoktu ne benim ne de bir başkasının.
Kendimden bir süre utandıktan sonra şu soru geldi aklıma ‘yanımdan geçenler Türk olsaydı yine aynı tepkiyi mi verirdim?’. Cevabım ise ‘evet’ti. Hatta onların yabancı olduğunu ben lafımı söyledikten sonra konuşmalarını duyarak anlamıştım. Yani onları Türk varsayıp doğal bir tepki olarak laf söylemiştim. Bunu fark edince içim rahatladı. O grubun beni anlayıp anlamadığını bilmiyorum. Diğer yanımdan geçen kişi de varsın beni ırkçı olarak düşündüyse öyle düşünsün, varsın laf ettiğim için beni haklı görüp yaşanan olaydan ötürü o da içinden küfür etmiş olsun. Ben kendimden utanacak bir şey yapmamıştım bu yüzden başkasının ne düşündüğü de umrumda değildi.
Sizlere düşünce akışlarımdan bir parça göstermek istedim. Anlattıklarım hakkında ne düşünüyorsunuz? Bana katıldığınız noktalar var mı, yoksa eğer sizin düşünceleriniz neler? Yorumlarda benimle paylaşabilirsiniz.
Sonuç olarak yine kısa bir yazı olmadı hahhahah 😃. Bu denemede başarısız oldu. Buraya kadar okuduğunuz için yazımı sizlere teşekkür ediyorum. Bir sonraki kısa yazı yazma denememde görüşmek üzere hoşça kalın.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.