Adem ile Havva hikayesinde sizi rahatsız eden bir şeyler var mı?
Bu yaratılış hikayesi uzun yıllar boyunca nesilden nesile aktarıldı. Sanıyorum ki Dünya’da bu hikayeyi bilmeyen yoktur. İslam kültürünün geniş yer kapladığı topraklarımızda yaşadığımız çocukluk yıllarımızda bizde bu hikayeyi büyüklerimizden dinlemiştik.
Siz hikayeyi dinledikten sonra ne yaptınız bilmiyorum ama ben sorgulamadım. Çocukken sorularımı büyüklere sormamam gerektiğini öğrenmiştim. Kabul görmek, aidiyet hissetmek, sevilmek için dinlediğim her şeyi kabul ediyormuş gibi görünürdüm. Bir süre sonra da zaten kendiliğinden kabul ediyordum. Çünkü sorguladığımda bu konuyu tartışabileceğim, yeni fikirler bulabileceğim bir ortamım yoktu.
Aradan yıllar geçti ve ben büyüdükçe sorgulamaya başladım. Hikayeyi tekrar dinlediğimde bir şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Hikayede yanlış bir şeyler vardı. Çok fazla insaniydi. Bu hikayenin bir insandan özellikle de bir erkekten yaratılmış olma ihtimalini bugün hala düşünüyorum.
Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce hatırlamak adına internette bir gezintiye çıktım. Wikipedia’nın İslama göre hikayenin anlatımında Adem’in elmayı Havva için kahramanca yediği yazıyor. Havva Dünya’ya gönderilecek savunmasız bir yavru gibi bahsediliyor. ‘Adem Havva’yı korumak için
Dünya’ya gidiyor.’ Bu çok maskülen bir düşünce değil mi?
Tevtat’ta anlatılan ise tamamen ceza odaklı. Tanrı merhametsiz ve düşmanca bir tavır içinde bahsediliyor. Adem ile Havva’nın hikayesi nereye, nasıl, ne şekilde bakarsanız bakın insan kokuyor. Sanki birisi çıkıp varlığını ve dünyayı anlamlandırmak adına aşkın bir gücü de içine katarak bir hikaye uydurmuş gibi. Yine de bunca yıldan sonra günümüze kadar ulaşan ve kökleri mitolojilere kadar dayandırılan bu hikayeyi çok da basite indirgemeyelim.
Hikayedeki sembolleri saatlerce konuşup tartışabiliriz. Fakat bu yazıyı yazmaktaki amacım hikayedeki semboller üzerine konuşmak değil. Zaten bu semboller hangi perspektiften bakarsanız o yönde şekillenebilecek semboller. Örneğin; Adem elmayı Havva verdiği için, tadını merak ettiği için, yasak olan cezbedici olduğu için ya da Havva’nın peşinden onu korumak adına Dünya’ya gitmek için yemiş olabilir. Sanırım bu yüzden de bu hikaye bana insan yapımı geliyor. (Gerçekten Tanrı’nın diliyle yazılmış olsaydı en azından kadını alçaltıp erkeği yüceltmezdi diye düşünüyorum 😊). Tanrı’ nın merhametli ya da merhametsiz oluşu; Hristiyanlarda ceza veren, İslamda Dünya’ya gönderdikten sonra affeden Tanrı aslında bizim anlam dünyamızdan oluşuyor.
Yani ne demek istiyorum? Aslında biz Tanrı’yı bilmiyoruz. O’nu hiç tanımıyoruz. Sadece aşkın bir gücü olduğunu biliyoruz. Bunu da nasıl biliyoruz? Çünkü biz bu kadar mükemmel bir dünya yaratamayız.
Felsefeyle ilgilenenler varsa eğer aramızda ne demek istediğimi daha iyi anlamış olabilirler. Bahsettiğim şey antropomofizm(insanbiçimcilik) gibi aslında. Antik Yunan’daki gibi insani niteliklerin tanrılara atfedilmesi gibi insan olarak insan gibi düşündüğümüz için tanrıları da insana benzetiyoruz, insan özelliklerini abartarak tanrıyı düşünüyoruz diyebiliriz. Yani aslında Tanrı’nın karakteri insanidir, insan yapımıdır ve insana ait özellikleri temel alır. Tanrı’nın iyi-kötü, affeden-cezalandıran, seven-sevmeyen… oluşu insana ait karakteristik özelliklerden atfedilir. Diyelim ki günlerce aç susuz kalıp düşündük ve insana ait olmayan bir özelliğin Tanrı’ da olduğunu bulduk. Bu mümkün olsa bile yine insan olarak, insan gibi düşünerek bir özelliği Tanrı’ya atfetmiş oluruz.
Gerçekte Tanrı’nın kim olduğunu, neye benzediğini, hangi özelliklere sahip olup hangi özellikleri olmadığını bilmiyoruz. Hatta Tanrı’nın sahip olmayabileceği bir özelliği hiç düşünmüyoruz bile. Böyle bir ihtimalin varlığını bile aklımızın ucundan geçirmiyoruz. O’nun hakkında ne söylersek söyleyelim, hangi özellikleri atfedersek atfedelim tüm bu özellikleri kanıtlayamıyoruz, doğrulayamıyoruz veya yanlışlayamıyoruz.
Ama şunu söyleyebiliriz: Bir Tanrı, bir yaratıcı var ve bu yaratıcı nasıl olursa olsun insan perspektifinden, insan penceresinden, insan gözünden O’nu tanıyıp, düşünüyoruz. İşte bu yüzden de belki gerçek olan Adem ile Havva’nın hikayesi buram buram insan kokuyor. Gerçekten hikayede anlatıldığı gibi elma yeyip Dünya’ya indirilmiş olan Adem ile Havva sayesinde var olmuş olsak bile anlatılan hikayenin yıllar içinde değişmiş olması yadsınamaz bir gerçek. ‘Hayır hikaye değişmedi, yıllarca aynı kaldı’ şeklinde bir itirazınız varsa eğer şu soruyu sormak isterim: Yaradılışımıza ışık tutan tek bir hikaye olmasına rağmen neden İslamda ve Hristiyanlıkta farklı şekilde anlatılıyor? Eğer yıllar içinde değişim göstermemiş olsaydı hikayenin farklı versiyonları olmazdı. Örneğin benim öğrendiğim hikayenin yıllar sonra tekrar karşıma çıkıp Adem’in Havva’yı korumak ve Dünya’ya peşinden gitmek için elmayı yediği versiyonuna şaşırıp kalmazdım.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Her bulduğumuz bilginin kaynağını ve doğruluğunu araştırmamız gerekir. Fakat hepimiz biliyoruz ki bunu yapmayacak kadar üşengeç ve meşgulüz. Adem’in Havva’yı korumak için kahraman olmayı şeçtiği versiyon doğru olmasa bile bu bilgi binlerce insana ulaşıyor. Çoğu da bu hikayenin orjinal versiyonunu(!) bilmiyor olsa ve okuduklarını araştırmadan kabul etmiş olsa yanlış olduğu unutulmaz mı? Uzun bir zaman sonra bir gün hikayenin yeni versiyonu belki bambaşka olur…
Gelelim asıl değinmek istediğim noktaya. Tanrı, Adem ile Havva’nın yasak meyveden yeyip ceza almalarını önleyecek gücü varken buna neden izin verdi? Neden engel olmadı? Neden o ağacı yok etmedi ya da Adem ile Havva için görünmez kılmadı? Ağacı veya yılanı hiç var etmeyedebilirdi. Neden yılanın Havva’yı baştan çıkarmasına göz yumdu? Tanrı her şeyi bilendi Adem ve Havva’nın o elmayı yiyeceklerini bilmiyor muydu? Belki de yılanı gönderen Tanrı’ydı. Her şeyi bilen ve gören Tanrı’nın yılanı göndermediğini söylemek pek de mümkün değil. Eğer yılanı veya elmayı yiyen Adem ile Havva’yı durdurmadıysa bu bir nevi izin vermek değil midir? (Burada Tanrı’nın toprağı ve yılanı lanetlemesin felan girmiyorum. Çünkü tamamen insan merkezli bir bakış açısı. Tanrı lanetleyeceği şeyi neden yaratsın ki? Ya da kendine ihaneti gördüyse neden lanetlesin ki yok oluş en büyük ceza olmaz mı?)
Hikayeyle ilgili daha birçok soru sorabiliriz. Sorguladıkça mantığımıza oturmayan birçok şey bulabiliriz. İşte tam da bu yüzden kutsal kabul edilen bu hikaye beni rahatsız ediyor. Eğer gerçekten insanlık dünyaya böyle gelmiş ise hikayede yerine oturmayan şeyler var. Taşlar bir türlü yerini bulamıyor. Üstelik hikayedeki tutarsızlıkları sadece siz görüyor ve başkasıyla paylaşamıyorsanız daha çok rahatsız hissediyorsunuz. Çünkü bu hikayeyi kabul eden ve ona göre yaşayan insanlar var. Eğer Hristiyan olsaydım tüm hayatımı atalarımın işlediği bir günahın cezası olarak görerek hayatı kendime zehir eder ve gerçekten yaşayamadan bu dünyadan ayrılırdım. Sizi de hikayede rahatsız eden bir şeyler var mı? Eğer varsa mutlaka üzerine düşün, düşünün ve bizimle de yorumlarda paylaşın lütfen.
Peki hikayeyi sorgulamasak ne olur? Tüm anlatılanları olduğu gibi kabul edelim ve hikayeye tekrar bakalım. Hikaye bize ne anlatıyor? Eğer Tanrı’nın istemediği bir şey yaparsan sonuçlarına katlanırsın. Peki başka ne anlatıyor, iyiyi ve kötüyü. Adem ile Havva’nın bulundukları cennet iyi bir yer, Dünya ise kötü bir yer, yılan kötü, yasak elmayı yemek kötü, Tanrı’nın affetmesi iyi, çocukların olması iyi… Hikaye ceza ile başlamış olsa bile mutlu sonla iyi bir şekilde bitiyor. Tüm bu yargılar tek taraflı baktığımız sadece iki zıt kutupla (iyi ve kötü) eleştirdiğimiz bir hikaye. Bence bu hikaye tek taraflı bakılamayacak, iyi ve kötü olarak nitelendirilemeyecek, bir kalıba sığdırılamayacak kadar güzel bir yaratılış hikayesi.
Belki de Tanrı bize ceza vermedi. Tanrı sadece macerayı seviyordu ve bunun için Adem ve Havva’nın yasak elmayı yemelerine engel olmadı. Maceralar yaşayabilmemiz için bizi Dünya’ya gönderdi. Belki de insanlığın ilk denekleri Adem ve Havva’ydı. Onları cennette denedi hazır olduklarında ise Dünya’ya gönderip çoğalmalarına izin verdi. Ya da bazı filozofların dediği gibi bizi biz yapan şey özgür irademizdi. Yasak elma da özgür irademizi sınamak için bir sınavdı. Adem ile Havva özgür iradelerini kullandılar ve sınavı geçerek Dünya’ya geldiler. Ya da yılan kötü değildi sadece Havva’nın o güzel meyvenin tadına bakmasını istiyordu. Belki de Tanrı Adem ile Havva’yı çok sevdiği için yeni deneyimler kazanmaları, yeni şeyler öğrenmeleri için onları Dünya’ya gönderdi. Belki de Tanrı’nın gözünde iyi veya kötü diye bir şey yok. Bu yüzden sadece elmadan yediler. Tanrı sadece istediği için onları Dünya’ya gönderdi. Olması gereken oldu. Hepi bu kadar.
Sonuç olarak neresinden bakarsak bakalım biz bu hikayeyi Tanrı’nın gözünde anlamlandıramayacağız. Bu hikayeyinin aslında bize anlatılmasındaki amaç Dünya’ya geliş nedenimizin Tanrı gözünde ne ifade ettiği. Yani Dünya’ya geldik biz ama neden geldik? Tanrı bizi Dünya’ya gönderdi ama neden gönderdi? Tanrı ne düşündü de bizi Dünya’ya gönderdi? Tanrı’yı kızdıran neydi de bize ceza vermek istedi? Varoluşumuzu bu hikaye üzerinden anlamlandırırken aslında kendimize Tanrı’nın gözünden bakma ihtiyacı duyuyoruz. Eğer kendimize Tanrı’nın gözünden bakamazsak tüm olan şeyler (hikayede olan şeyler) anlamını yitirecek. Dünya’ya gönderildik ama neden? Ceza olarak geldik peki neden? Çünkü Tanrı’yı kızdırdık. Tanrı kızgın olduğu için veya istemediği bir şeyi yaparak günah işlediğimiz için bizi Dünya’ya gönderdi. Tanrı’nın kızgınlığını anladığımızda neden sonuç ilişkisini de kurabiliyoruz. Böylelikle hikaye anlamlı oluyor ve bizim varlığımızda bir anlam bulmuş oluyor.
Tanrı’yı aslında tanımadığımız için Tanrı’nın bu hikayeyi nasıl gördüğünü gerçek anlamda bilemeyeceğiz. Eğer Tanrı’nın gözünden göremeyeceksek bu hikayenin ne önemi var? Sonuçta bu yaradılış hikayesi. Tanrı bizi Dünya’ya gönderdi ama neden? Biz Tanrı’nın Adem ile Havva’yı neden Dünya’ya gönderdiğini anlarsak neden sonuç ilişkisi kurabilirsek rahatlarız. Çünkü buna ihtiyacımız var. Varoluşumuzu anlamlandırmak için yaratılmış bu yaratılışın hikayesine ihtiyacımız var.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.