MÜSAMAHA GÖSTERMEK

Siz, siz olduğunuz için müsamaha göstermek zorunda kaldınız mı?

Belli şeyleri anladığınız ve bildiğiniz için bazı insanları görmezden gelmeniz gerekti mi?

Ya da büyük olduğunuz, tecrübeli olduğunuz, yetkili olduğunuz gibi sebeplerle müsamaha göstermeye zorlandığınız oldu mu?

Çocukken genellikle büyük olan çocuğun küçüğüne hoşgörü göstermesi istenir. Büyük olmanın getirdiği bazı sorumluluklar vardır: küçük kardeşine bakmak, ona yol göstermek, bir şeyler öğretmen ve müsamaha göstermek gibi. En çok da tartışmalarda büyük kardeşe pay düşer. Küçük kardeşini anlamalı, onun isteklerine ve sözlerine kulak vermeli, onu anlayışla karşılamalıdır. Bir tartışma yaşanmışsa bu büyük kardeşin sorumluluğundadır. Ya küçük kardeşine bakamamış ya da onu kızdırmıştır. Ebeveynlerin şunu söylediklerini sıkça duymuşuzdur ” Sen büyüksün o daha küçük. Ona müsamaha göster ve uyumlu davran.” Gerçekten de aramızda evin büyük çocuğu olanlar varsa bu ifadenin varyasyonlarını defalarca işitmişlerdir.

Peki ya büyüyünce göstermemiz gereken müsamahalar?

Misafirimiz geldiğinde ve çayını halıya döktüğünde ‘bir şey olmaz canım’ demek, kafede otururken istediğimiz siparişin geç gelmesi veya soğuk gelmesi durumunda ‘sorun değil’ demek. Karşıdan karşıya geçerken birinin omzumuza çarpması ve pardon dememesini görmezden gelmek, yağmurlu bir havada bir arabanın hızla yanımızdan geçip üstümüzü ıslatmasına öfkelenmiş olsak da sessiz kalmak gibi durumlar büyüyünce tanıdığımız veya tanımadığımız insanlara gösterdiğimiz bazı müsamahalardır.

Tanımadığımız birilerini hoş görmek tanıdığımız birini hoş görmekten daha kolaydır. Bir daha karşılaşmama olasılığı, hayatını ve yaşanan olaydaki nedenleri bilememek, karşımızdaki kişinin o anki ruhsal durumunu bilememek, sözlerinin arkasındaki gerçek niyetini görememek, iyi biri mi kötü biri mi olduğunu kestirememek gibi fonksiyonlar nedeniyle yabancılara karşı daha hoşgörülü davranmaya eğilimliyizdir.

Tanıdıklarımıza karşı zaman zaman sabırlı zaman zaman da sabırsız davranırız. Ruh halimize, tanıdığımız kişiyi ne kadar sevdiğimize ve kişiliğine göre davranışlarımızı şekillendiririz. Sınırları sürekli ihlal eden birine sürekli müsamaha göstermek hem bizleri yorar hem de kullanılıyormuş hissine kapılırız. Saygı duyduğumuz veya sevdiğimiz birine ise hoş görme kapılarımızı sonuna kadar açarız. Kendimizi mutlu, keyifli ve sevinçli hissettiğimizde kimsenin moralimizi bozmasına izin vermemek veya içimiz sevgi pıtırcığı olduğu için herkesi hoş görebiliriz. Kendimizi kötü hissettiğimiz günlerde ise birilerini hoş görmek dünyanın en zor şeyi olabilir.

Birilerine müsamaha göstermek aslında bir nezaket göstergesidir. Kibar bir insan olduğumuzu, ufak şeyleri dert etmediğimizi, büyütmediğimizi karşı tarafa göstermenin bir yoludur. Garson çayınızı geç getirdiğinde olabilir dersiniz. Kafe kalabalık olduğu için çalışanlar meşgul olabilir veya çay bittiği için yeniden demlenmesini beklemek zorunda kalmış olabiliriz. Bu olasılıklar geç gelen çayımızı nezaketle kabul etmemizi sağlar. Ya da yolda giderken omzumuza çarpan birinin acelesinin olması, düşünceli veya dalgın olması, telefonuna bakıyor olması yine onu kibarlıkla anlayış göstermeye iter bizi.

Ne var ki dünyada olan biten her şeye pozitif bakılacağı gibi negatif de bakılabilir.

Garson çayınızı geç getirdiğinde neden geç getirdiğini umursamayıp onun sorunu diyerek sizi beklettiği için kızabilirsiniz. Telefonuna baktığı için size çarpan gence ‘önüne bak’ diyebilirsiniz. Misafiriniz çayı halıya döktüğünde onu evinize davet etmekten vazgeçebilirsiniz. Ya da tüm aksiliklere ve öfkenize rağmen hiçbirine bir şey söylemeyebilirsiniz. Çünkü siz her şeyin farkında olan, insan hepsi hata yapabilirler diyen, nezaket ustası, herkesi hoş görebilen yüce insan olabilirsiniz. (Burada iğneleme yaptığımı belirtmek isterim.)

Bazı insanlar gerçekten kibar oldukları için kibar davranırlar. Bazı insanlar kibar olmaya özen gösterdikleri için kibar davranırlar. Bazı insanlar da herkesten üstün oldukları için diğer zavallı insanları hoş görmek isterler. Siz hangisisiniz? Kibar biri misiniz, kibar olmak isteyen biri mi yoksa egonuzu diğer insanları kullanarak okşayan biri mi?

Bu konuda bahsetmek istediğim bir grup insan daha var. Onların gayesi kibar olmak ya da egolarını okşamak değildir. Onların kalplerinin derinlerinde yaralar vardır. Bu yaralar onların davranışlarını kısıtlar. Garson soğuk çay getirdiğinde akıllarından bir sürü düşünce geçer. Neden soğuk getirdi, beni önemsemedi, tek başıma koca masayı işgal ettiğim için beni sevmedi, sadece çay sipariş ettiğim için gıcık oldu, bugün kötü günümdeyim, aksilikler zaten hep benim başıma gelir… Ya çok kişiselleştirip düşünmekten ya da kendilerini değersiz, yetersiz ve sevilmemiş hissettiklerinden sessiz kalırlar. Söyleyecek sözleri yoktur. Onlar için hayat; yaşanması gereken değil başa geldiği için çekilmesi gerekendir. Eğer böyle biriyseniz öncelikle yaralarınızı sarmalı ve kendinize değer vermelisiniz. Siz kendinize değer vermediğiniz için başkalarının da size değer vermesini bekleyemezsiniz. Başınıza gelen aksiliklere karşı sessiz kalmanızın nedenleri arasında gizli kalmış egonuzu dolaylı olarak tatmin etme isteği yatıyor olabilir. Unutmayın siz de insansınız ve sizin de bir egonuz var.

Müsamaha göstermek kibarlık olsa da bazen karşımızdaki insana kibar davranmak istemeyebiliriz. Bunun nedeni olay, durum, ruh halimiz ve karşımızdaki kişiye göre değişkenlik gösterecektir. Ne kadar kibar olmak istemesek de kibar olmak zorunda kaldığımız durumlar da yaşayabiliriz.

Birisi sizden yaşınız, bilgi düzeyiniz, mevkiniz veya unvanınız nedeniyle müsamaha göstermenizi isterse ne yaparsınız?

Böylesi bir istek karşısında özgürsünüz. Ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Durumu veya olayı, isteği dile getiren kişiyi ve söz konusu müsamaha göstermeniz gereken kişiyi göz önüne alın, analizlerinizi yapın ve kararınızı verin. Bu karar size bırakılmadığında ise müsamaha göstermek zorunda kalabilirsiniz. İş yerinde bir üstünüz çalışan diğer bir arkadaşınızı hoş görmenizi, bazı davranışlarını görmezden gelmenizi isteyebilir. Ne kadar üstünüz de olsa böyle bir istekte bulunmasını doğru bulmuyorum fakat her iş ortamı, çalışma arkadaşları farklıdır. Sizden bedensel kusuru olan insanlara karşı ya da yeni işe girmiş birine karşı müsamaha göstermeniz elbetteki istenecektir. Ama durum çalışan kayırma, sıkıntı çıkmasın diye birini susturma, sırf büyüksünüz diye büyüklük yapmanız gerektiği gibi nedenlerle birini hoş görmeniz isteniyorsa ve siz o insana karşı kibarlık yapmak istemiyorsanız kendinizi savunmaktan çekinmeyin.

Müsamaha göstermek kibarlıktır. İnsanın içini ısıtan, başka insanların kusurlarını kapattığımız güzel bir davranış şeklidir. Fakat her durumda her olayda ve her kişiye karşı gösterilmez. Birilerini hoş görmeniz için zorlanıyorsanız kibarlık yapmadan önce bir kez oturun ve düşünün. Gerçekten nezaket göstermeniz gereken bir durum mu, nezaket göstereceğiniz insan kim, bunu suistimal edecek biri mi? Büyük olduğunuz, bilgili olduğunuz, insanın doğasını anladığınız ya da karşı tarafın psikolojik sorunları olduğu için, laf anlamaz, dinlemez, başına buyruk biri vb. olduğu için müsamaha göstermek zorunda değilsiniz. Tüm olumsuzluklara rağmen yine de müsamaha göstermek istiyorsanız gösterin. Karakterinizi ortaya koyun ve gerçekten ne yapmak istiyorsanız, içinizden nasıl davranmak geliyorsa öyle davranın. Ama şunu unutmayın müsamaha gösterseniz de göstermeseniz de her davranışın bir sorumluluğu vardır. Olacakları öngörmeyi ve davranışınızın sonunda olacakları kabullenmeyi unutmayın.

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın