Sizlere bu yazımda yakın zamanda yaşadığım bir farkındalıktan bahsetmek istiyorum.
İnsanın yaşarken zaman zaman durup uzaktan bir tablo izler gibi izlemesi gerekiyor hayatını. Bir yıl önce ne yapıyordum? İki yıl önce ne yapıyordum? Üç yıl önce geleceğimle ilgili ne planlamıştım? Hayat yolculuğum nasıl gidiyor? Planladığım bir hayatı mı yaşıyorum, planlarımdan tamamen uzaklarda bir hayat mı sürüyorum yoksa inişleri çıkışları kabul edip biraz planladığım biraz akışına bıraktığım bir hayat mı yaşıyorum?
Peki ya ben? Ben nasıl bir insan oldum? Ne kadar değiştim? Değişimim pozitif mi negatif mi? Kendime olan duygularım neler? Geçmişe göre kızgın mıyım yoksa şefkatli mi, mutlu muyum mutsuz mu? Yaşadığım hayat ne olursa olsun bundan memnun muyum?
Hayatımızda farklı dönemler yaşarız. Kimi zaman daha ben odaklı oluruz kimi zaman daha sosyal oluruz. Bazen duygusal bazen mantıklı yanımız ortaya çıkar. Bazen sevecen ve uyumlu bazense kızgın ve mesafeli olmayı tercih ederiz. Bu dönemler yaşadığımız çevremize, çevremizdeki kişilere ve yaşadığımız duygulara bağlı olarak uzayıp kısalarak değişiklik gösterir.
Normalde hayatımı sürekli kontrol ederek, düzenleyerek, düşünerek, analizler yaparak yaşarım. Fakat bu süreçleri atladığım tamamen kendimi akışa ve olacaklara bıraktığım aslında bir nevi sandalla sürüklendiğim bir dönemdeyim. Uzun süredir de bu şekilde yaşıyorum. Zaman zaman analitik yanım ortaya çıksa da oldukça kısa sürüyor. Bu yazıyı yazarak aslında uykuda kalmış bu yanımı biraz da olsa canlandırmak istiyorum.
Uzun bir süredir duygularımla savrularak yaşıyor olsamda bu duruma çok da alışamadım doğrusu. Kendimi analiz etmemek, hayatımla ve kendimle ilgili çıkarsamalar yapmadan yaşamak bana boş yaşıyormuşum hissi veriyor. Yukarıda dile getirdiğim gibi kendimi bir sandalın içinde küreksiz sürükleniyormuş gibi hissediyorum. Sanki yaşım ilerledikçe ileriye değil de geriye gidiyormuşum gibi. Bu şekilde yaşamayı kabullenmek benim açımdan çok zor olsa da bu şekilde yaşamamın da bir nedeni var. Bazen bırakmak kontrol etmekten daha iyi olabiliyor.
Biz insanlar gerçekten ilginç yaratıklarız. Hayata bazen o kadar tek yönlü bakıyoruz ki diğer fonksiyonlar, diğer etkiler görünmez oluyorlar. Sanki her şeyin tek bir nedeni varmış, tek bir sonucu olabilirmiş gibi geliyor. Her problemin tek bir çözümü varmış gibi, bir şey ya iyi ya kötüymüş gibi geliyor. Şimdi de hayatım sanki istemediğim bir yöne ve negatif bir yöne gidiyormuş gibi geliyor. Oysa değişkenler farklı, zaman farklı, yaşanan olaylar farklı en önemlisi de ben farklıyım; ben ve edindiğim deneyimler.
Dengeyi seven biri olarak hayatımı iki ayrı uçta yaşamak yerine ortayı bulmak istiyorum. Biraz analiz yapan biraz akışa bırakan biri olmak bugünümün hedefleri arasında. Analiz yapacağım diye sürekli düşünmek ve kontrol manyağı biri olmak istemiyorum. Akışa bırakacağım diye de tüm kontrolü bırakıp küreklerimi kaybetmek istemiyorum. Gerektiği yerde sandalıma yön vermek, bazen nehrin akışına bırakmak bazen etrafımı kontrol etmek bazen de kendimi kontrol etmek istiyorum. Sandalımın delik olup olmadığını, ıslanıp ıslanmadığımı, doğru yöne bakıp bakmadığımı, yolculuğumdan emin olup olmadığımı kontrol etmek istiyorum. Bazense nehre güvenmek, bir şeyleri kontrol etmek zorunda olmadan sadece yol almak istiyorum. Dengeyi kurmak ne kadar zor olursa olsun mutlu olacağım noktada olmak istiyorum. Bunun için de zoru başarmak adına çaba gösteriyorum.
Gelelim tüm bu bahsettiklerimde etkili olan farkındalığımı geliştiren nedene.
Sıradan bir günümde sıradan şeyleri yaptıktan sonra yatağıma girdim. Biraz sosyal medyada takılmak üzere telefonumu elime aldım. Önüme bir post düştü. Benzer hesaplar takip ettiğim için benzer şeylerle karşılaşırım. Önüme düşen postta kişisel gelişimin tavan yaptığı günümüz yüzyılında kişisel gelişimle ilgili birkaç yazı vardı. Postu okur okumaz beni içine aldı ve gözümde diğer postlardan ayrıldı. Postta beni etkileyen sadece iki kelime vardı; KENDİNİ HATIRLA.
İnsan yaşarken birçok olayla, durumla, sözle, resimle, müzikle karşılaşır. Ama insanı etkileyen şey karşılaştıkları değil karşılaştıklarının hayatına dokunup dokunmadığıdır. Benimde karşılaştığım bu iki kelime kalbimde bir şeyleri uyandırdı. Donmuş birkaç dakika ekrana baktıktan sonra bunun üzerine düşünmem gerek diyerek telefonu kapatıp karanlıkta düşünmeye başladım.
Fark ettim ki kendimi uzun zamandır unutmuşum. Nelerden hoşlandığımı, geçmişte neler yaptığımı, nasıl bir insan olduğumu, nelerde iyi nelerde kötü olduğumu, nelerin hayallerini kurduğumu unutmuşum. Beni en çok yaralayan ise çarpık düşüncelerimdi. Kendime ait ama aslında gerçek beni yansıtmayan düşüncelerim. Sevdiğim bir içeceği sevmediğimi düşünmem ya da gitmek istemediğim bir yere giderim ya ne olacak diyerek gidip seveceğimi düşünmem… Ben sadece kendimi unutmamışım başka bir benlik görmüşüm kendimde. Bunları fark ettiğimde oldukça şaşırdım.
İnsanın kendini unutabileceğini ve kendine ait bakışının çarpık olabilecğini kabullendikten sonra kendime, kendimi hatırlatmanın yollarını aramaya başladım. Geçmişi daha sık düşünüyorum son günlerde. Neler yapmıştım, neler yaşamıştım, o zamanlar neler düşünüyordum? Bunları düşünmek bana iyi geliyor. Aynı zamanda geçmişte yaşadığım beni; iyi veya kötü, olduğu gibi kabul edebilmem için bir fırsat da yaratmış oldum kendime. Bir taşla iki kuş vuruyorum yani ;).
Benim gibi içimizde kendini unutmuş birisi varsa bunu fark edebilmesi adına sizler için de bir fırsat oluşturmak istedim. Umarım sizlerde kendinize kızmadan, şefkatle yaklaşıp kendinizi iyi ve kötü yanlarınızla ama en çok iyi yanlarınızla hatırlamak için bir adım atarsınız. Böylece bugününüz yeniden renklenir ve belki yeni kararlar alırsınız. Hepimize hayatımızda bol şans diliyorum. Bir sonraki yazıda görmek üzere.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.