ŞU PAZAR GÜNLERİ

Bugün sabah yatağımdan kalkmak istemiyorum. Burada kalmak o sıcaklığı içime çekmek dünyada en sevdiğim şeylerden biri. Sanki dünya durmuş ama hep o sıcaklıkta o güzellikte durmuş gibi geliyor. Hareketten ve hızdan beni uzaklaştıran tek şey Pazar sabahları. Yorganımın içinde bir sağa bir sola dönüyorum. Rüyamda neler gördüğümü hatırlamaya çalışıyorum. Biriyle buluşmuştum. Yüzünü hatırlayamadığım bir yakışıklıyla. Bir kafede buluşup sohbet ediyorduk. O kahve, ben bitki çayı içiyordum. Bardaklarımızı alacak bir çalışanın olup olmaması üzerine bir tartışma yapıyorduk. Ben gerekli olduğunu savunurken o herkesin kendi içeceğini aldığı gibi çöpünü de kendisinin toplaması gerektiğini söylüyordu. Acaba hatırlayamadığım yüzü nasıldı?

Biraz duvarları ve lambayı seyrettikten sonra telefonuma uzanıyorum. Gelen bildirimleri ve mesajları kontrol ediyorum. İlginç bir bildirim var. Beynimizin her zerresinin nasıl çalıştırılacağını anlattığını iddia ediyor. Beynimizin %100 ünü bile kullanmazken her zerresini kullanmamız mümkün değil. Yine de ne yazmış olabileceklerini merak edip tıklıyorum. Elbette ki hiçbir şey çıkmıyor. Boşa gitmiş birkaç dakikam ve tık tuzaklarına sinirlenmem dışında bir şey öğrenemeden çıkıyorum uygulamadan.

Yatağım hala bana en güzel evren hissini verirken biraz daha uzanmak istiyorum. Vakit geçirmek için de sosyal medyaya giriyorum. Merak ettiğim ve izlemek istediğim bir videonun olduğunu hatırlıyorum. İzlemeye fırsatım olmayacak kadar yoğundum bu hafta. Onu açıyorum. Sonra eğlenceli bir şeyler izleme isteğime dur diyemeyip bir kez daha videoyu erteliyorum.

Birkaç saati daha yataktan geçirdikten sonra sonunda acıktığım için kalkıyorum. Ne hazırlayacağımı düşünürken susayan beni suyla doldurmak üzere mutfağa gidiyorum ve dolaptaki bardağa uzanıyorum. Bugün canım resim yapmak istiyor, bir şeyler çizmek istiyor. Belki de kahvaltıdan sonra bir şeyler çizmeyi denemeliyim. Çay yapabilmek için ocağa su koyup dolaptan iki yumurta çıkartıyorum. Önce kahvaltılıkları hazırlayıp ardından yumurtayı kırıyorum. Güzel bir kahvaltı keyfinden sonra artık odamı toplamalıyım.

Çekmecedeki tozlanmış boya kalemleri ve kağıtları masama koyuyorum. Ne çizeceğimden habersiz yanıma atıştırmalık bir şeyler alıyorum. Boş kağıtla bir süre bakışıyoruz. Kurşun kalem elimde dönüp duruyor. Ne çizeceğimi bir türlü bulamıyorum ve en sonunda sıkılıp atıştırmalıkları alarak masadan kalkıyorum. Uzun zamandır resim çizmediğim için oldukça heyecanlıydım ama çizeceğim şeye karar veremediğim için hayal kırıklığı yaşıyorum.

Bugünü nasıl geçireceğimi planlamadım. Hem dinlenmek istiyorum hem de tek tatil günümde kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. Bir şeyler yapmak ve hiçbir şey yapmamak arasında gidip gelirken kendimi yeniden yatağımda buluyorum. Yarım saat, bir saat , bir buçuk saat derken zaman geçiyor ve zaman geçtikçe ben huzursuzlanıyorum. En sonunda kalan zamanımı nasıl geçireceğime dair bir karar vermek istiyorum. Yoksa tüm günü hiçbir şey yapmadan ve zihinsel olarak dinlenmeden geçireceğim. En sonunda hiçbir şey yapmamaya karar verip huzursuzluğumun dağılmasına izin vererek biricik yatağıma tekrar uzanıyorum.

İçimdeki huzursuzluk dağılmış olsa da her hafta aynı şeyi yaşamaktan sıkıldım. Tüm hafta boyunca etkinlik yapabilmek için pazar gününü bekleyip hiçbir şey yapmadan günü bitirmek bir alışkanlık oldu. Ya bu şekilde olmasını kabul etmeliyim ya da memnun değilsem -ki değilim- değiştirmek için harekete geçmeliyim. Pazarları hem dinlenmemi hem de aktif geçirmemi sağlayacak bir çözüm bulmalıyım. Tam nasıl bir çözüm bulacağımı düşünürken birden aklıma ne çizebileceğimle ilgili birkaç fikir geldi. Fikrin gelmesiyle yatağımdan kalkmam da bir oldu tabi ki.

Kalemi elime almadan kırmızı ve beyaz boyayı palete aralıklı olarak çıkartıyorum. Kırmızıdan biraz beyazdan biraz alıp geçiş renklerini oluşturuyorum. Ve zihnimde beliren o soyut resmi çizmeye başlıyorum.

Gözlerini gelen güneş ışığına karşı kapatmış, güzel yağan bir yağmuru izler gibi, nadir görülen bir manzarayı seyreder gibi resmi çiziyorum. Bende bıraktığı hisleri sonuna kadar yaşayabilmek için telefonumu sessize alıyorum. Bu his inanılmaz. Sanki minik bir terapi. Sonsuza kadar devam etsin istiyorum.

Ama her şeyin bir sonu var.

Ve her şeyin bir sonu olduğu için bu kadar güzel.


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın