Tutkunu takip et!
Tutkunun peşinden git!
Tutkunu bul ve ona sarıl!
Yıllardır hepimiz tutkumuzun peşinden gitmemizle ilgili bir dizi öneriler duyduk. Tutkusunu takip eden insanların başarı hikayelerini dinledik ve büyülendik. Gerçekten de işlerini tutkuyla yapan insanlar ortaya güzel şeyler çıkartan insanlar oldu. Seçilmeleri, kazanmaları veya popülerlikleri yani onları öne çıkaran ve diğerlerinden farklı kılan şey tutkularının peşini bırakmamış olmalarıydı. Bazen bu kişileri çevremizde gördük bazen de başarı öykülerini dinledik.Ve istiyorduk ki bizde tutku duyduğumuz işi yapıp hem o duyguları yaşayalım hem de başarılı olup para kazanalım.
Fakat hayat herkese adil değil öyle değil mi?
Üniversite yıllarımda bir konferanstan çıktım ve düşüncelere rahat rahat dalabilmek adına yurduma yürüyerek dönmeye karar verdim. Yola çıktığımda oldukça sinirli ve düşünceliydim. Yıllardır aynı cümleleri duyuyordum; tutkunuzu takip edin, tutkunuzu bulun, ona sarılın, her şeyi onun etrafında şekillendirin, elbette sizin de tutkunuz olan bir şey vardır, tutkunuz mutlaka vardır ama siz farkında olmayabilirsiniz… Neden herkes aynı şeyden bahsediyor? Bu tutku gerçekten bu kadar önemli mi yoksa sadece popüler bir değer mi? Bu konuyu zihnimde masaya yatırmaya kararlıydım.
Tutku üzerine düşünmek istememin en önemli nedeni yıllardır aynı cümleleri duymam ama bir türlü tutkumu keşfedememiş olmamdı. Tutkumu bulup hayatımı mutlu geçirmek istiyordum. Hem sevdiğim bir işi yapacak ve bu tutkum olduğu için mutlulukla yapacak hem de para kazanacaktım. Bundan daha güzel bir gelecek nasıl olabilirdi ki? Fakat büyük bir sorunum vardı; tutkumun ne olduğunu bilmiyordum. Tutkumun peşinden gitmeye hazırdım, onun için her şeyi yapabileceğimi, tüm imkansızlıkları aşabileceğime inancım tamdı. Çünkü tüm başarı öykülerinde tüm imkansızlıklar bir şekilde aşılıyordu. Fakat benim tutkum neydi?
Önce sevdiğim şeyleri bulmalıydım. Bende imkanlarım dahilinde deneyebildiğim kadar çok şey denedim ve sevdiğim şeyleri bulmaya odaklandım. Eğer imkanlarınız veya zamanınız kısıtlıysa bunu yapmak o kadar da kolay değil. Biraz uzun sürebilir, küçük bir yaştaysanız süreç gerektirebilir. Sevdiğim şeylerin ne olabileceğine ve ne olduklarına dair bir şeyler kafamda belirmeye başladığında tutkumu da bulabileceğimi düşündüm. Belki yine uzun sürebilirdi fakat önemli değildi yeter ki tutkumu bulup peşinden gidebileyim.
Bir süre sevdiğim şeylere ulaşabilmek için çaba gösterdim. Bazen seveceğimi düşünsem de yapamadığım için sevmedim, bazen maddi yetersizlikten dolayı pes ettim bazen de sevdiğimi düşünüp sadece kendimi oyaladım. Bu şekilde yıllarımı geçirdikten sonra anladım ki tek yaptığım şey bir şeyleri denemek ve bırakmak. Gerçekten çok sevdiğim bir şey olmalıydı ki devam etmek isteyeyim, yıllarca üzerinde çalışayım. En önemlisi de maddi yatırım yapacak kadar önemsiyor ve değer veriyor olmalıydım. Fakat bulamadım. Sevdiğim şeyler oldu, hatta denediklerimin çoğunu sevdim ama hepsi bir aktivite olarak yer aldı hayatımda. Çok sevdiğim şeyleri de maddi yetersizlikten veya zaman ayıramamaktan devam edemedim.
O gün gittiğim konferanstan sinirli ayrılmamın sebebi de buydu; tutkumu aramama rağmen bulamamış olmak. İnsanın tutkusu neydi ki, ne olabilirdi, herkes tutkusunu bulabiliyor muydu, tutkuyu bulmak ne kadar zor veya kolay, tutku aranınca bulunabilen bir şey mi? Sonra fark ettim ki tutkunun ne olduğunu aslında bilmiyoruz. Tutkuyu sadece duyduklarımız üzerinden tahmin ediyoruz. Kimse gerçekten nasıl olduğunu, ne hissettirdiğini bilmiyor. Tarif eden, etmeye çalışan insanlar var ama soyut bir ifadeyi ne kadar anlatabilirlerse o kadar tarif edebiliyorlar. Tutlu gerçekten onların abarttığı kadar hayatımızda etkili olan, etkili olması gereken bir şey mi? Belki de çok sevdiğimiz bir şey de tutkumuzdur. Buna kim, nasıl karar veriyor? Tutkuyu yaşamadan bu sorulara cevap veremeyiz. Belki de çoktan tutkuyu hissettik ama farkında değiliz! Tutku hakkında söylenenlerin birer abartı olup olmadığını anlayabilir miyiz?
Bu sorgulamayı yaptıktan sonra aklıma daha fazla düşünceler ve sorular uçuştu. İnsan gerçekten tutkusunu bulmalı mı? Tutkusuz bir hayat nasıl olur? Ya tutku kendiliğinden gelen/olan bir şeyse? Tutku olmadan da sevdiğimiz şeyi yaparak mutlu olamaz mıyız? İllaki tutkuyu bulmamız mı gerekiyor, bir şeyi tutkumuz haline getiremez miyiz? Bu sorular ve daha fazlası üzerinde tek tek düşündüm. (Sizlere de yazıyı okumaya devam etmeden önce durup düşünmenizi ve kendi cevaplarınızı bulmanızı tavsiye ederim. Düşündükçe gerçekten ne istediğinizi görecek ve ne yapmanız gerektiğine karar verebileceksiniz.) En sonunda vardığım nokta yine bir soruydu: Herkesin tutkusu var mı? Bu soruya yanıtım ise hayırdı.
Herkesin bir tutkusunun olduğunu söyleyen her olgulu reddediyorum. Tecrübelerimden ve dinlediğim başarı öykülerinden anladığım ki tutkusu olan insanlar az, tutkusunu bulan insanlar ise daha da az, tutkusunun peşinden giden insanlar çok daha az ve tutkusunun peşinden gidip kendini yetiştiren insanlar çok çok daha az. Ve saydığımız bu azınlıklardan en son ki grup tutkusunu keşfetmiş, üzerine gitmiş, peşini bırakmamış, kendini bu konuda eğitmiş, yetiştirmiş ve tutkusuna yatkın olarak doğmuş kişi tüm bunlara ek olarak da tutkusunu işe dönüştürebilmiş kişi. Yani tutkusunun peşinden gitmiş ve başarılı olmuş kişi. Bu kişinin elbette başarılı olmasını bekleriz fakat gözardı ettiğimiz nokta bu durumun herkeste mümkün olmayacağı. Başarı öykülerini dinlediğimiz insanlar gerçekten başarılı insanlar. Bizlere pes etmediklerini başarısızlıklarla o günlere geldiklerini anlattılar ve evet gerçekten de öyleydi ama öyle olmayan insanlarda vardı. Tutkusunun peşinden gitmiş, yıllarca üzerine emek harcamış ama başarılı olamamış insanlar da vardı. Onları daha az görüyor ve duyuyorduk hatta duymuyorduk bile çünkü kimse başarısızlık öykülerini anlatmaz. İnsanlar eğer başarılı olmuşlarsa başarısızlıklarını anlatırlar.
Diyelim ki yanıldım, herkesin bir tutkusu var ve bunu keşfedebilir olsun yine de herkesin başarılı olmasını beklemek oldukça ütopik. Öncelikle tutkunu bulman gerekiyor. Diyelim ki gerekli ortam ve şartlar oluştu tutkumuzu bulduk ya sonrası? Ona nasıl yatırım yapacağız? Hem maddi hem de manevi yatırım yapacak gücümüz, zamanımız ve paramız var mı? Diyelim ki var tutkumuzu bulduk maddi yatırım da yaptık manevi yatırımda. Yıllarımızı verdik. Parasız kaldık, sokaklarda yattık ama tutkumuzu bırakmadık, sonra? Mutlu muyuz? Tutkumuz uğruna her şeyi kaybetmekten pişman değil miyiz? Bir gün mutlaka başarılı olacağım diyerek geçirdiğimiz yıllardan sonra o bir gün gelecek mi? Tutkumuzun peşinden giderken kaybettiklerimize ne oldu? Tutkumuzun peşinden giderken yaşadığımız o duygular gerçekten diğer her şeye bedel mi? O duyguyu yaşamak uğruna günlerimizi, aylarımızı, yıllarımızı harcamaktan memnun muyuz? Tutkusunun peşinden gitmiş yine de başarılı olamamış insanları düşününce gerçekten değip değmeyeceğinden emin olamıyorum. Bence hayat sadece tutkudan ibaret değil. Kimimiz için öyle olabilir ama kimimiz için öyle olmayabilir.
Bu sorgulamalar ve düşüncelerin üzerine kendi fikrimi geliştirmeye karar verdim. Madem herkesin tutkusu olduğunu düşünmüyorum, olsa bile fırsat eşitsizliğinden dolayı herkesin tutkusunun peşinden gidemeyeceğini kabul ettim o zaman bu toz pembelikten de uzaklaşmalıydım. Sevmediğim bir işi yapmak zorunda kalabilme ihtimalini kabul ettim. Hayat sonuçta, insanın başına ne geleceği belli olmuyor. Yine de her şeyi bırakmak istemediğimi fark ettim. Bilinçli olarak hala yolumu çizmek ve o yolda ilerlemek istiyordum. O zaman sevdiğim şeylerin üzerine gideyim dedim. Fakat maddi olarak büyük yatırımlar yapamayınca kendimi sevdiğim alanlarda belli bir yere kadar yetiştirebildim ve sonunda bıraktım. Şimdi bulunduğum yerden geçmişe baktığımda gördüğüm şey bir çırpınma. Ne yapacağıma dair, ne yapmak istediğime dair bilinmezliğin verdiği bir çırpınışmış benimkisi. Yine de böyle olmasından memnunum. Her şeyi bıraksaydım eğer tutkum yok, tutku diye bir şey yok, sevdiğim şeyleri de yapamıyorum deyip hayata sırtımı dönseydim bugün ne yapmak istediğimi bilemezdim. Eğer o zamanlar sevdiklerimi aramasaydım bugün ne sevdiğimi bilemezdim. Eğer çırpınmasaydım bugün o kadar aramama rağmen bulamadığım o tutkunun aslında yanımda olduğunu, insanların tutkuyu abarttığını, sanıldığının aksine sevmediğimiz zamanların da olabileceğini bilemezdim. Tutkunuz olsun olmasın yapmanız gereken bir şey varsa yıllar geçse de onun karşınıza çıkacağını size rahatlıkla söyleyebilirim. Bugün olduğum noktaya gelmemde ve gelecek planlarımı çizmemde geçmişteki deneyimlerimin büyük katkısı var. Bu yazıyı yazmamdaki amaç da aslında bu; yazdıklarımın sizlerin hayatında biraz olsun kolaylık sağlamasını ummak.
Sonuç olarak yıllarca tutkumu aradım, sevdiğim şeyleri bulmaya çalıştım. Bugün ise herkesin tutkusunun olmadığını, tutkunun bulunan değil aynı zamanda sevdiklerimizin tutkuya dönüştürülebilir olduğunu, eğer bir tutkumuzun olup olmadığını bilmiyorsak onu arayabileceğimizi ama zorlamamamız gerektiğini öğrendim. Eğer tutkumuz yoksa hayata yine devam edebileceğimizi, belki saklı kalıp yıllar sonra bizi bulabileceğini, tutkumuz var ama peşinden gidemiyorsak da bir gün tekrar deneme fırsatımızın olabileceğini olmasa bile her tutkunun bir kazanca (işe) dönüşmeyebileceğini öğrendim.
Tutkum yoksa sevdiğim bir şeyi işe dönüştürme fikrini geliştirdikten sonra da şunu öğrendim; sevdiğimiz şeyler işe dönüşünce sevmediğimiz şeylere dönüşebilir :). Ya da sevdiğimiz şeyleri bir gün sevmeyi bırakabiliriz. O yüzden anladım ki kilit nokta sevdiğimiz şeylerin üzerine gitmekte değil, perspektifi geniş tutmakta. Dünyada herkes sevdiği işi yapmıyor Elbette işini severek yapmak sevmeyerek yapmaktan çok daha iyi, konforlu ve sonuçları da yüksek oranda olumlu. Yine de sevdiğimiz işleri yapamayabiliriz. Kendinize baskı uygulayıp kaygılanmayın. Sevdiğiniz işi yapmak zorunda olduğunuza dair bir zorunluluk yok. Yaptığınız işi severek de mutlu olabilirsiniz. Her ne iş yapıyorsanız ya da yapacaksanız o işi öğrenmeye hevesli, meraklı olduğunuz sürece onu sevecek ve yine sevdiğiniz işi yapmış olacaksınız.
Yukarıda tutkumu aramama rağmen bulamadığımı aslında yanı başımda olduğunu söyledim. Fakat hala bulduğum şeyin tutku olduğundan emin değilim :). Bazen odadaki fili görmeyiz bazen de görürüz ama gördüğümüz şeyin fil olduğundan emin olamayız. Artık bulduğum şeyin tutku olup olmamasıyla ilgilenmiyorum. Gözlemlediğim şey ise şu; hayatın, pes etmediğim halde bana pes etmem gerektiğini söylediğine inanıp vazgeçmiş olduğum sevdiğim bir alanın bugün karşıma farklı bir versiyonda çıkabilecek olması. Pes etmeme rağmen sevdiğim için araştırma yaparken soğuyup bıraktığım zamanlar oldu. Ben üzerine giderken bırakmak zorunda kaldığım, bıraktığımda ise ısrarla karşıma çıktığı zamanlar oldu. Şimdi ise tekrar karşıma çıkmış bu alan üzerinde mecburi olarak çalışırken bile hala tüm hayatımı bu alan üzerinden kazanıp kazanmayacağımı bilmiyorum. Ne olacak diye kaygı yaşamıyorum, bırakmak zorunda kalırsam diye stres yapmıyorum, tutkum mu değil mi diye endişelenmiyorum. Yapmam gerektiğini düşündüğüm şeyi yapıyorum ve hayatın bana getireceği fırsatları kolluyorum. Yaptığım şeyi tutkuyla değil sevgiyle ve mutlulukla yapmaya çalışıyorum.
Umarım sizi ütopik dünyadan biraz olsun ayırabilmiş, kendi yolunuzu çizerken hayatın opsiyonlarına karşı açık olmanızı sağlayabilmiş ve kaygılarınızı biraz olsun azaltabilmişimdir. Yeni yazılarımda görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.