ÖZGÜR İRADE

Son zamanlarda özgür irade üzerine düşünüyorum. Hayatta yaptığımız seçimler, tercihler hangi sonuçları doğuruyor? Seçimlerimiz gerçekten istediğimiz şeyi elde etmemizde yolumuzu açıyor mu? Seçimlerimiz gerçekten bizim seçimlerimiz mi?

Seçim yapmak sizler için kolay mı? Benim için hayatım boyunca zor oldu. Olacakları öngörmek, olasılıkları hesaplamak, hangi seçimin daha iyi olacağını varsaymak vb bir dizi hesaplamalar yaparım. Eğer bir seçim yapıyorsam getireceği sonuçları da üstlenmem gerektiğini düşünürüm. Fakat bu sonuçlar ne kadar büyük ve riskli ise seçim yapmak da benim için o kadar zor olur. Sonuçları ile başa çıkamayacağımı düşündüğümde, hesaplama yapmak zor geldiğinde ve benim için neyin iyi olacağını bilemediğimde işler daha da zorlaşır. Bir çözüm bulamadığım için de kaçmaya çalışırım. Bu sebeple karar veremeyip pasif seçimler yaparım. Kararsızlığımın ve pasif seçimlerimin sonuçlarını kabullenmekte de haliyle zorlanırım.

Yaptığınız seçimlerden emin olabiliyor musunuz? Emin olmak mümkün mü? İnsan gerçekten ne istediğini bilse de bu istediği şeyin kendisine iyi geleceğinden nasıl emin olabilir? Ben emin olamıyorum. Emin olmam da mümkün değil.

Hayatta çok istediğim şeyler vardı bu isteklerim arasında elde ettiklerim de oldu elde edemediklerim de. İki durumda da vardığım sonuç hayatın boyumdan büyük olduğu yönündeydi. Benim için iyi dediğim şey kötü, kötü dediğim şey iyi çıktı. Bazen iyi dediklerimden iyi çıkanlar da oldu. Onlar zaten hayatımda önemli bir yere sahip. Kötü dediklerimin iyi çıkması ise bambaşka bir dünya. Yapmak zorunda kaldığım bu seçimlerde başta kötü olduğunu düşünsem de olanları kabul ettiğimde hep benim için en iyisi olduğunu gördüm. Bu yüzden seçim yaparken iyi mi kötü mü diye düşünmek mantıklı gelmiyor.

Her şeyin ellerimde olduğu düşüncesi beni ürkütüyor. Hayatımın sorumlusunun sadece ben olması korkutucu. Hayat bu kadar karmaşıkken nasıl her şeyi kontrol edebilirim. Bu gerçekçi bile değil. Tüm hayatım sadece benim seçimlerimden ibaret olsaydı yaşayabilmem mümkün olmazdı. Beni zorlayan durumlardan sürekli kaçınırdım. Bu yüzden gelişemezdim. Seçimlerimin sonuçları facialara yol açtığında ise bunu kabul edemez ve bununla başa çıkamazdım.

‘Her şey sizin elinizde’, ‘Eğer isterseniz hayatta her şeyi yapabilir,başarabilirsiniz’ diyen insanlar var. Bu görüş başta hediye gibi görünse de benim için zehir oldu. İlk düşünmem gereken şey herkes her şeyi başarabilirse ‘kimseye ihtiyacımız yok’ olması gerekirdi. Ama ben inanmayı seçtim. Yıllarca psikologların dediği istersen yapabilirsin, başarabilirsin cümlelerine kandım. Ama bilmediğim iki şey vardı, başarırken kendimi kaybedebilme olasılığı ve her zaman başarmanın mümkün olmadığı. İnsan bir şeyi istediğinde onun için gerçekten çaba gösterse, çok çalışsa ve hedefine ulaşsa bile her zaman mutlulukla sonuçlanmıyor. Dizilerde gördüğümüz o mutluluk gerçek hayatta nadiren yaşanıyor.

İstediğim bir şey vardı. Benim için iyi olacağını düşündüğüm bir şey. Ona ulaşmak için kendimi zorladım. Ama sonunda kendimi kaybettiğimi gördüm. Geriye ben kalmamıştı o zaman çabalarımın, elde ettiğim sonucun ne anlamı vardı? Bu sonuca sevinecek, çabaları için kendiyle gurur duyacak, başardığı için mutlu olacak bir ben yoktu ortada.

İnsan başarısızlıklarından öğreniyor. Beni en çok üzen, derinden yaralayan, yetersiz ve değersizlik duygularını yaşatan, öz güvenimi kıran başarısızlıklarım bana en çok şeyi öğreten hayat tecrübelerim oldu. Bazen elimden geleni yapsam da başarısız olabilirim. Bazen tüm yolları denesem de yapamayabilirim. Bazen her şeyden çok istesemde ona ulaşamayabilirim. Çabalarıma karşılık hak ettiğim şeyi alamama olasılığım varsa istersem her şeyi başarabileceğim düşüncesi bir yalandan ibaret. Üstelik her şeyin güzel başarıldığı bir hayat kulağa çok sıkıcı geliyor. Yapabileceğim her şey mümkünse ne için yaşamalıyım? Elimi attığım her şeyde başarılı olacaksam hayatıma neyle devam etmeliyim? Kimse başarısız olmak istemez, bende istemem. Yaşadığım o sancılı süreçleri tekrar yaşamak elbette istemem ama hayatı anlamlı kılan bu olasılığın olması. Tıpkı ölümün olduğunu bile bile hayatı yaşamak gibi. Bir gün öleceğimizi biliyoruz yine de hayatı yaşıyoruz. Bir şeyler başarmak istiyoruz ama başarısız olma ihtimalini bilerek yolumuza devam ediyoruz. Bu gerçekten güçlü bir zihinsel dayanıklılık gerektiriyor.

Eğer isteklerime ulaşma olasılığım hem var hem de yoksa nasıl seçim yapacağım? İnsan başarısız olacağını bildiği bir işe kalkışır mı? Evet kalkışabilir. Nasıl başaracağımıza inandığımız şeylerde başarısız olabilirsek, başarısız olacağını düşündüğümüz şeylerde de başarılı olabiliriz. Başarılı veya başarısız olmaya odaklanmak yerine sürece odaklanmak seçimlerimizi yaparken işleri kolaylaştıracağını düşünüyorum. Seçim yaparken sonuca değilde sürece odaklanmak hem çaba gösterirken süreçten zevk almayı sağlar hem de sonuç ne olursa olsun büyük izler bırakmaz. Sürece odaklanmak, istediğimiz şeyi gerçekten isteyip istemediğimizi de anlamamızı sağlar. Başarılı olacağını düşünüp mücadele etmeye başladıktan sonra süreçte zorlanıp bırakmaktansa süreci yaşamak istemediğini fark edip baştan başlamamak emek ve zaman tasarrufu sağlar. Süreçte yaşanacak tüm olumsuzluklara rağmen kişi hala istiyorsa işte o zaman sonuna kadar dayanma gücünü kendinde bulabilecektir.

Peki ya büyük isteklerimizin dışında yaptığımız seçimler. Bir kazak alırken rengine karar vermek, hangi yemeği yiyeceğine karar vermek ya da arkadaşınla buluşup buluşamayacağına karar vermek kadar küçük seçimler. Hayatımızı ne denli etkileyeceğini bilmediğimiz çoğunlukla etkilemeyen ama etkilediğinde büyük etkileyen küçük seçimlerimiz. Mağazadan aldığım kazağın rengi siyah olmadığı için pişman olsam bile bir süre sonra unuturum. Fakat o gün arkadaşımla görüşmemeye karar verdikten sonra onunla tekrar buluşma şansını tamamen kaybedersem ne olur?

Bir de zorunda kalarak yaptığımız seçimler var ama bu konuya şimdilik girmiyorum.

Seçimlerimizin büyük veya küçük olması fark etmeksizin bir sorumluluğu var. Bazen seçim yapmaktan ziyade seçim sorumluluğunun altında eziliyorum. Doğru-yanlış, iyi-kötü, riskli-risksiz, rahat-stresli… Tüm bu zıtlıklar seçimlerimizin sorumluluğunu taşıyor. Kavramları kenara atsak da olabilecek sonuçları değiştiremeyiz. Değiştirebileceğimiz tek şey seçimlere ve sonuçlarına yüklediğimiz anlam, bizim hayata ve olaylara bakış açımız. Yükleyeceğimiz anlamlara göre sorumluluğumuzu azaltıp arttırabilir.

Size bahsetmek istediğim bir nokta daha var. Seçimlerimiz gerçekten bize mi ait?

Bir önceki yazımda pişmanlıklardan bahsederken hayatta birçok faktörün olacağını, seçimlerimizin sadece bize ait olmadığını ve olayların sonuçlarının tek bir nedeni olamayacağından söz etmiştim. Seçimlerimiz yalın bir şekilde bize ait değil. Seçimlerimizi yaparken etkili olan sonsuz faktörler var. Örneğin bir kazağı seçerken kazağın modeli ve renginin uyumu, rengin canlı veya mat oluşu, siyahın tam siyah veya mavi-siyah oluşu, rengin tenimize uyuşu veya reklamda gördüğümüz mankendeki rengin mükemmel oluşu… Bu sadece kazağın rengine dair bizi etkileyen faktörlerden birkaçı. Kazağın kalitesi, mağazanın adı, markanın ünü, kazağı ne amaçla aldığımız, nerede giymek istediğimiz, neyle kombinlediğimiz, paramızın olup olmaması, statümüzü etkileyip etkilememesi gibi daha bir sürü faktör kazağı alıp almayacağımızı etkiliyor. Bu küçük seçimde bile sayamayacağım daha bir sürü faktör varken kararlarımızı sadece kendimizin aldığını nasıl söyleyebiliriz. Üstelik saydıklarımın çoğu iç etkenler. Dış etkenlere girmiyorum bile. Seçimimiz bu denli karmaşık bir süreçten geçerken seçimlerimizin sonuçları da elbet karmaşık olacaktır. O zaman seçimlerimiz gibi seçimlerimizin sonuçları da sadece bizim etkimizle oluşmuyor.

Seçim yapmanın zorluğu, sorumluluğu, etkili olan faktörler, düşünce yapımız, yüklediğimiz anlam, çevresel faktörler, toplumsal değerler, rollerimiz vb nedeniyle seçimlerimiz bize ait değil. Bu fikir ne kadar korkutucu gelse de beni rahatlatıyor. Sebebi üzerimdeki sorumluluğu azaltması. Bir şeyleri etkilemek fikri beni rahatsız ederken bir şeylerden etkilenmek fikri rahatlatıyor. Dizili domino taşlarına yanlışlıkla dokunup her şeyi mahvetme olasılığının olmasındansa domino taşlarının eksik dizilmesi, dokunsam da düşmemesi, düşse bile diğerine değmemesi gibi bilemediğim bir sürü faktörün etkili olması güzel. Böylelikle bir şeyler kötü gitse bile sebebi sadece ben olmam. Bahsettiğim şey, sınavdan iyi not alırsam ben aldım kötü not alırsam öğretmen verdi şeklinde bir anlayış değil. Ne not alırsam alırsam alayım bu notu hem ben aldım hem öğretmen verdi şeklinde bir anlayış. Elbette daha konuşabileceğimiz çok şey var. Öğretmenin ruh hali, sınavda anlattıklarından sorup sormaması, soruların zorluğu veya kolaylığı, sınava çalışıp çalışmamam, puanlamanın adilliği gibi zamana, mekana, olaya bağlı değişen durumların gerçekliği var. Fakat yazının daha fazla uzun olmaması için burada bırakıyorum. Devamının gelmesini isterseniz yorumlara yazabilirsiniz.

Ben seçimlerimin sorumluluğunu azaltarak daha kolay yaşamayı seçiyorum. Daha az hesap yapmayı, seçimlerimi daha kolay yapabilmeyi seçiyorum. Böylelikle iç dünyam daha az sarsılıyor, kendime güvenim daha az kırılıyor, kendime olan şüphem daha az oluyor. Seçimlerimi ve sonuçlarımı iç faktörlerin olduğu kadar dış faktörlerin de olduğunu görerek bilmediğim bu bilinmez neden sonuç ilişkilerine atfetmeyi seçerek rahat yaşamak istiyorum. Kaderin varlığına inanmak yaşamımı kolaylaştırıyor. Belki bir başka gün bir başka yazıda kaderden de konuşuruz.

Yazım umarım sizlere fayda sağlamıştır. Başka yazılarda görüşmek dileğiyle esen kalın…


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın