ÇEVREYİ DEVLET Mİ KORUMALI?

Herkese Şifacı’ dan merhaba. Bu yazımda sizlere biraz çevremizden bahsedeceğim. Çevre nedir? Çevre nasıl korunur? Çevreyi kimler korumalıdır? Çevre kirliliğinin en büyük sebebi devletler midir? Gelin hep birlikte bu sorulara yanıtlar verelim.

Öncelikle çevre kirliliğine veya çevre korumasına geçmeden çevrenin ne olduğuna bakalım. Çevre ( 2872 sayılı çevre kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesine göre) canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamıdır. Bu ortamlara canlı varlıkların yanında cansız varlıkları da ekleyebiliriz. İnsanların cansız varlıklarla etkileşimde bulundukları ya da canlıların cansız varlıklarla etkileşimde bulunduğu her türlü ortamlardır.

Çevre ikiye ayrılır. Neden? Çünkü çevreyi bu iki ayrımla incelemek bizler için daha kolay. Birincisi doğal çevre dediğimiz insan müdahalesinin, mücadelesinin olmadığı kendi döngüsünü sürdüren çevredir. İkincisi ise insan mücadelesinin olduğu hatta insanla birlikte değişen, dönüşen, oluşan yapay çevredir. E haliyle en fazla zarara uğrayan da yapay çevre dediğimiz çevredir.

Peki çevre sorunları nedir? Kısaca çevre üzerinde bozulmaların neden olduğu problemlere çevre sorunları diyebiliriz. Çevre sorunları olarak bildiğimiz fakat çevre sorunlarının nedeni olan faktörler; kentleşme, sanayileşme ve bilinçsiz kullanım( tüketim) başlıkları altında toplayabileceğimiz ve bunların dışında birçok faktör. O zaman çevre sorunları nelerdir Şifacı diye soracak olursanız çevre sorunları; hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, görüntü kirliliği, gürültü kirliliği ve ışık kirliliğidir.

Bu çevre sorunları sizce nasıl çözülebilir? Yaptığım küçük gözlemler sonucunda insanların bu sorunların çözülebilmesi için devletin el atması gerektiğini söylediler. Gelin o zaman doğru bildiğimiz yanlışları öğrenmeye! Bakalım yazının devamını okuduktan sonra fikriniz değişecek mi?

Dünya nüfusunun artması ile birlikte toplumsal talepte de ciddi bir artış ve çeşitlenme olmakta. Bunun yanına teknolojinin gelişimini, bizlere sunduğu imkanları da ekleyince doğa ne yapacağını şaşırıyor. Yani şöyle izah edeyim; bizler bir gün pembe diğer gün kırmızı giyince bir gün hamburger başka bir gün pizza yeyince, bugün kulaklık alıp yarın akıllı saat siparişi verince diğer insanlar da bunu yapmak için harekete geçiyor ya da bu harekete geçenler biz oluyoruz. Biraz karışık gelebilir sizler için daha da sadeleştireceğim; biz tükettikçe büyük fabrikalar çalışmaya devam diyor, talepte bulundukça yeni üretimler gerçekleşiyor böylelikle doğa geri döndürülemez kaynakları azalıyor. Doğanın dengesi bozuluyor ve artık kendini koruyamaz hale geliyor. Çevre taşıma kapasitesinin üstünde bir yüklemeye maruz kalınca kendini yenileyemez, devamlılığını sağlayamaz hale geliyor.

Çevre sorunları yerel dediğimiz bölgelere özel küçük yerlerde ortaya çıkar. çünkü bir yerde fabrika varsa önce orası ve çevresi zarar görür ya da bir ormandaki ağaçlar kesilmişse orada yaşayan hayvanlar, insanlar ve diğer canlılar etkilenir. bu yüzden çevre sorunları bilinenin aksine küçük ölçeklidir. Fakat bu sorunlar çözülemediğinde büyür ve evrensel bir boyuta ulaşır. İşte konumuzun en can alıcı noktasına geldik.

Eğer çevre sorunları bulunduğu yerde bir çözüme ulaşırsa globalleşmeden ortadan kalkmış olur fakat çözülememişse zincirleme bir reaksiyon gibi büyür de büyür. O yüzden sorunun çıktığı yerde yaşayan insanlara büyük sorumluluklar düşmektedir. Yine doğru bilinen bir yanlış ise tek bir kişinin dikkat etmesi ile sorunlara çözümün bulunamayacağı. Elbetteki durum böyle değil peki nasıl? Lokal dediğimiz yerelde yaşayan her bir insanın büyük önemi var. Her kim çevre kirliliğini önlemek için bir adım atarsa değişikliklere sebep olabilir, çevresindeki insanları da çevre için adımlar atmaya itebilir hiçbiri olmasa bile, çevreyi koruyamasa bile kendi karbon ayak izini küçülterek çevreye zarar vermeden yaşayabilir.

Çevre sorunlarının çözümü için halk ve devlet ilişki ve birlik içerisinde hareket etmesi gerekir. Yerel yönetimde bulunanlar ve yerelde yaşayan halk birlikte mücadele ederek sorunlar evrensel boyuta ulaşmadan, birçok canlı yaşamını yitirmeden, besin zinciri bozulmadan çözülmüş olur.

Bütün anlattıklarımdan yola çıkarak çevrenin tek sorumlusunun devlet olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Halk çaba göstermezse hiçbir çevre sorunu çözülemez devletin bütün uğraşlarına rağmen. Bu yüzden başkasına değil önce kendisine bakması gerekir insanın. Devletin rolü çevreyi düzenlemektir çevreyi koruyacak olanlar ise bizleriz.

Devlet ve halkın işbirliği ve uyum içinde hareket etmesi ile her insanın yaşanılabilir bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu bir bilinç bütün insanları çevreye duyarlı yapacaktır.( Biraz ütopik görülebilir fakat bu bilinin ulaştığı her birey değişecektir.)

Devletin çevre düzenlemesi yapmadığına, çevreyi korumak için girişimde bulunmadığına dair şikayetleri bir kenara bırakalım ve talebin arzı oluşturduğu günümüz dünyasında çevreyi korumak için taleplerde bulunalım.

Böylesine önemli bir konu olan çevrenin sadece küçük bir kısımdan sizlere bahsettim. Daha iyi bir dünyada görüşmek dileğiyle…


sosyoşifacı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın